Uzumaki

Bize yabancı, uzak, itici, hatta rahatsız edici gelen bir şekil (Sarmal), bir kasaba halkının neredeyse taptığı, büyülendiği bir ‘arzu nesnesi’ halini alır. Halihazırda varolan tüm bağlar kopma noktasına gelir, koca bir kasaba sakinleriyle başka bir varlığa dönüşmek üzeredir. Junji Ito, ‘cosmic horror’ türünün başarılı örneklerinden biri olan Uzumaki‘de, genelgeçer insani yasaların rafa kaldırıldığı bir hikaye anlatır.

İnsan hayatının hiçbir değerinin kalmadığı kozmik bir düzene yönelen kasabada, insanlara bulaşan takıntının veya arzu nesnesine yönelişin, gündelik hayatın en sıradan eşyaları olan tabak çanaktan suların akışına, kırlardaki çalılara, kasabanın mimarisine, insan uzuvlarına, hatta hava olaylarına sirayet ettiğini görürüz. Okuru korkutan, korkuyu mümkün kılan bu durum, olumsuz bir ‘büyülenme’ mefhumudur. Tuhaf olana has bir özelliktir. Tuhaf olan insanı yalnız kendinden iğrendirmez, dehşete düşürmez, bir yandan da dikkatini çeker, meraklandırır, hatta heyecanlandırır. Bu his, jouissance‘ın bir türü olarak görülebilir: kaynağını haz ve acının ayrılmaz birliğinden alan keyif, büyülenme hâli… Bu hâl, manganın birinci cildinin karakterlerinden biri olan Saito Bey’de açığa çıkar. Örneğin manganın ilk sayfalarında Saito Bey’in duvarda bir salyangozu hayranlıkla izlediğine şahit oluruz. Sonrasında Saito Bey’in oğlu Suiçi, Kirie’ye kasabada uğursuz, ters giden bir şeyin olduğu söyler: “Sarmallar! Sarmallar! Bu kasaba sarmallarla kirlenmeye başlamış” (s. 19). Ertesi gün Saito Bey, Kirie’nin babası Goşima Usta’nın iş yerine gelir. Goşima Usta çömlek yapımı ve seramik işleriyle uğraşmaktadır. Saito Bey bunun “Sarmal sanatı” olduğunu söyler: “Nasıl desem… Çömlekçi çarkında seramik yapma işi… Sarmal sanatı desek daha yerinde olacak gibi” (s. 20). Hemen ardından Goşima Usta’dan sarmal desenli bir tabak ister ve sarmallara olan ilgisini şu cümlelerle belli eder: “Aslında son zamanlarda sarmal desenlere çok fena taktım. Sarmal şeklinde ne var ne yok topluyorum. her nesilden Sarmal desenli kimonolarla başladım. Devekulağı, salyangoz kabuğu, ammonit fosili, makine yayı, selofan bandı, sivrisinek kovar derken sarmaşık bile aldım. Her yerdeler. Topladıkça toplayası geliyor insanın, sonu yok” (s. 21). Saito Bey, Sarmallara duyduğu hayranlıkla dolup taşmaktadır: “Goşima bey, ben var ya… Sarmal denilen şeyde gizemli bir şeyler hissediyorum. Evet, kesinlikle var! Gizemli bir güç gizleniyor olmalı… Şüphesiz sen de anlıyorsun, değil mi? Sarmallar mükemmel! işte o Sarmal dediğin tam bir sanattır! Ve işte sen de o mükemmel sanatı meydana getiren bir sanatçısın!” (s. 22). Bu takıntı sıradan bir takıntı ya da koleksiyonerlik değildir. Saito Bey, takıntısından dolayı işe gitmez, çalışma odasından çıkmaz olmuştur. bütün gününü çalışma odasındaki sarmallara bakarak geçirmektedir. Bu büyülenmeyle sanki tüm mevcudiyeti kaynamaktadır. Hikayenin tekinsiz ve büyüleyici iki yanı, Tzvetan Todorov’un fantastik kurgu için öne sürdüğü yapısalcı tanımı karşılar. Yani Junji Ito, tekinsiz ve büyüleyici arasındaki gerilimden doğan bir kurgu yaratmayı başarmıştır.

Hikayenin devamında Sarmal, şehvetle arzulanmaya, hem korkunç hem de büyüleyici olan bir şeye dönüşmeye devam eder. Böylece hiçbir şekilde zapt edilemeyen bu şekil, tüm kasabayı zapturapt altına alır. Sarmal takıntısı halkın büyük bir çoğunluğuna sirayet ettikçe, tıpkı H. P. Lovecraft’ın hikayelerinde olduğu gibi doğal natüralizm (mantıktan ve öklid geometrisinden ibaret, ampirik dünya) paramparça olur ve yerini hipernatüralizme, yani materyal kozmosun ihtiva ettiği, kapsamı görece daha geniş bir hisse bırakır (bu hisse odaklanan okumaların daha başarılı olduğunu düşünüyorum). Başka bir deyişle, yeni gerçeklik, bizim tarafımızdan yansıtılmayan tuhaflıkla ilgilidir. Gerçek olduğu için zaten oradadır. Yani gerçeklik, aklın sınırları dahilinde hemen anlaşılacak ve kavranabilecek bir fenomen olarak karşımıza çıkmaz. Sarmal, nitelikleri aracılığıyla onu tam anlamıyla kavramayı imkansız hale getirir, özdeşleştirme çabalarına direnir. Kantçı bir bakış açısıyla, deneyimlenen içeriklerin önceden verili bir yüzeyinde insanlar tarafından bir araya getirilen fanteziler olarak gözardı edilme ihtimalini ortadan kaldırır. Dahası Quentin Meillassoux’nun ortaya koyduğu metafizik bir problem gündeme gelir: “Hiçbir şeyi beni, doğanın az sonra hemen bir sonraki anda, David Hume’un bilardo oyununda olduğu gibi her kurama ve her mümkün deneyime karşı gelerek, bambaşka bir şekilde davranamayacağı temin edemez.” Dünyanın bilimsel bilgiye tabi olacağı ön koşulu rafa kalkmıştır. Bu durum Junji Ito’nun Remina adlı mangasında da görülür. Mesillasoux’ya göre mesele, sabit bir tabiata dair kesinliğimizin makul olup olmadığı ve eğer makul değilse bizi gündelik hayatta, hakikatin gelecekte de tutarlı olacağına dair bu kadar emin kılan öznel güvencenin nereden geldiği problemidir. Junji Ito, bir kalem hareketiyle bu kesinliği ortadan kaldırır. Mesillasoux, Hume’un probleminden hareketle şöyle sorar: “Bilardo topunun sadece öngörülemeyen değil, prensipte öngörülemeyecek olan, dahası, sadece tanımlı yasaları değil tanımlanabilir yasaları da terk edeceğinden ötürü modellenemeyecek olan bir güzergahı besimseyemeyeceğini garanti eden nedir?”

“Bizleri sonsuza kadar tutsak alan, görüşümüzün ve analiz kabiliyetimizin belirlediği sınırların ötesindeki sonsuz kozmik uzaya olan merakımızı kamçılayan bu şekil nereden gelmiş veya nasıl ortaya çıkmıştır?” gibi soruların cevabı da muammadır. Junji Ito, doğrudan bu soruya cevap vermek yerine okurun yapacağı farklı çıkarımları mümkün kılan imalarda bulunur. Dışarıdan gelen bir şey mi kasabayı işgal etmiştir, yoksa hep dünyada, toprağın altında bulunan ve zaman zaman yüzeye çıkan bir düzen mi söz konusudur? Sarmal, dünya dışı bir yaşam formu mudur? Eğer öyleyse, ortak bilince sahip, materyal, fiziksel bir varlık mıdır, yoksa Pontypool’daki (2008 yapımı Kanada korku filmi) gibi dile, kelimelere ve sözcüklere bulaşan bir virüs müdür, bilinmez. Bu sorular çoğaltılabilir ve sorulara farklı cevaplar verilebilir. Junji Ito’nun tercih ettiği hikaye anlatımı (bir bakıma günlük hayatımızı düzenleyen gerçekliği hor görüşü) bunu mümkün kılar. Kasaba halkının üzerinde adım adım tahakküm kuran Sarmal, bir uzaylı, bir lanet veya paylaşılan bir sanrı olabilir. Örneğin Manifold yazarlarından Gökhan Kodalak, Sarmal’ı platonik bir idea mefhumu olarak görmektedir. bu okuma da mümkün ve oldukça tutarlıdır. Sarmal’ın maddi yapısına ve geçmişine dair elimizdeki bilgi sınırlı olduğundan, kasabayı ve kasaba halkını etkileyen, Saito Bey ve daha birçok kişi tarafından “mükemmel” olarak nitelendirilen bir şeklin, Platon’un idea kavramının ürkütücü bir yansıması olduğuna iddia edilebilir. Kodalak bu durumu şöyle ifade ediyor: “Ito’nun anlatısı, eğer ki idealar bizden bağımsız kendi objektif varlıklarına sahiplerse, bu ideaların bizi öte dünyadan durmadan etkileyip duruşunun, buna karşın bizim onların çekim kuvvetine kendimizi bırakmak ve onları iyisiyle kötüsüyle taklit etmek dışında pek de bir şey yapamayışımızın korkunçluğuna odaklanıyor.” Hatta buradan hareketle Sarmal’ın tek bir özdek, bir süper nesne olduğu bile iddia edilebilir. İlginç bir düşünce deneyi olur. Zira Sarmal kendiyle iletişime giren, ilişki kuran varlıklara yapışır.

Bu alternatif okuma hoşuma gitse de Junji Ito’nun tercihini desteklemeyi daha doğru buluyorum. Sarmal’ın ontolojisine dair elimizde yeterince bilgi yok. Bu yüzden Uzumaki‘yi bizim anlayışımızın ötesinde bir varlığın (Tıpkı din, yani bizim kavrayışımızı aşmasına rağmen her şeyin anlamlı olduğu fikri gibi) insan hayatına derin bir kayıtsızlık duyuşunun hikayesi olarak görüyorum. H. P. Lovecraft’ın da böyle bir kayıtsızlığın taraftarı olduğunu okurları iyi bilir. O, evrenin bilinçli bir teleolojisi olduğu fikrine katılmayanlardandır. Sarmal, yapısı ne olursa olsun, insan hayatını önemsemiyor, insanı bir sınava tabi tutmuyor. Bulaştığı (ya da hep orada bir yerlerde saklandığı ve zaman zaman ortaya çıktığı) kasabayı adım adım kendi yapısına ve düzenine katıyor. Bu açıdan Sarmal’ın Lovecraft’ın panteonunda hiç sırıtmayacağını düşünüyorum.

Uzumaki‘nin dört bölümlük dizi uyarlamasının Adult Swim’de yayınlanacağı müjdesini de paylaşmak isterim. Dizinin yönetmeni Hiroshi Nagahama, koronavirüs salgınından dolayı manga sektörünün derinden etkilendiğini, dizinin geciklemeli yayınlanacağını belirttiği bir özür videosu yayınlandı. Videoda diziden çok kısa bir kesit de var. Meraklılar videoyu buradan izleyebilirler. Dizinin müziklerini Hereditary‘den tanıdığımız Colin Stetson’ın üstlenmiş olduğu haberini de paylaşmak isterim. Bir Junji İto uyarlaması için en doğru seçim Colin Stetson olsa gerek… Eğer Stetson’ın çalışmalarını hiç dinlemediyseniz, Adult Swim’in YouTube hesabında paylaşılan performasını buradan izleyebilirsiniz. İsimsiz ilk parçanın Uzumaki’de yer alanacağını biliyoruz. Bu vesilesiyle bir süredir yeni baskısı yapmayan Gerekli Şeyler’in de harekete geçeceğini umuyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s