Hâmid’in Antropolojik Tetkiki

Yarattığı eserlerde Türk kültür ve edebiyat hayatında başlı başına bir şahsiyet ve bir düşünce faktörü olarak yaşayacak olan Hâmid hakkında aşağıdaki ve kendisinin Biyolojik şahsiyetine aid bulunan tetkiki neşretmekle bu büyük ölünün hatırasına ufak bir hizmette bulunacağımı sanıyorum. Bundan 5 yıl evvel 12 mart 1932 de Hâmid’i Maçka’daki apartmanında ziyaret ve bu vesile ile morfogramını tesbit etmiştim. Bu tetkikim esnasında yanında Bayan Lüsiyen Hâmid ve Bay Mahmud Kemal (İbnülemin) bulunuyorlardı. Bu müstesna şahsiyetin en ziyade baş morfolojisi üzerinde durmuştum. Başı üzerinde muayyen ve klâsik birçok ölçüler almıştım.

Bütün medenî dünyada, büyük adamların manevî şahsiyetlerile bu manevî şahsiyetin dayandığı maddî yani uzvî şahsiyetleri tarafsız ve garazsız bir metod ve görüşle tetkik ve tesbit olunmaktadır.

Büyük adamların morfolojisine aid olan bu araştırmalar ve bunlardan doğan vesikalar insanlık tarihinin oluş ve tekâmül yolunu aydınlatacak sebeb ve âmillere de büyük bir ışık serpecek mahiyet sakladıklarında şüphe yoktur. Şimdiye kadar muhtelif memleketlerde muhtelif devirlere aid büyük siyaset adamlarının, riyaziyecilerin, naturalistlerin ve ediblerin bu tarz tetkikleri yapılmıştır ve yapılmaktadır. Acele hükümlerden kaçmakla beraber yukarıda söylediğimiz gibi bu vesikaların büyük tarih ve kültür mekanizmasının izahında birgün rol oynayacakları ilim kafasile pek tabiîdir.

Filhakika Amerika’da Northampton Üniversitesi Sosyoloji profesörü Frank. H. Hankins son çıkardığı kıymetli eserlerinden birisinde «dâhiler kültürel mahiyette her terakkinin esaslı unsurlarıdır ve dahilerin bir ırkta diğer ırklara nazaran daha fazla nisbette tezahür edebilmelerine şahid olunur.» demekte ve aynı zamanda yukarıda söylediklerimizi kuvvetlendirecek şu fikirleri ortaya atmaktadır: «Dâhi adamların antropolojik karakterlerine dayanan bir etüd çok şayanı arzudur. Bu etüd Nordik, Anglo-Sakson, Teuton veya Celte gibi hayali tesmiyelerle iktifa etmiyecek fakat modern Antropometrinin ihatalı ve etraflı metodlarına göre olacaktır.» (bkz. la race dans la civilisation, 1935)

Büyük Hâmid’in başının morfo-antropolojik tetkiki iki kısımdan ibaret olacaktır. Bu tetkikte I inci tabloyu teşkil eden ölçü ve rakamlar Hâmid’in başının morfogramı’nı vücude getirmiştir. II inci tabloda ise bu ölçülere dayanarak muayyen ve sarih formüllerle hesab edilen karineleri indice tesbit etmiş bulunuyoruz. İlk önce bu karinelerin belli başlılarının izahı tetkikin birinci kısmını, Hâmid’in başının müşahedesi ve morfolojik tefsiri de ikinci kısmını teşkil edecektir.

Hâmid’in başı morfoloji görüşü ile yuvarlaktır, yani braki-kafa’dır. Bunu aynı zamanda başın uzunluk ve genişlik kuturlarının nisbeti ile de tayin ediyoruz: Baş karinesi 83.51 dir. Başın irtifa ölçüsü ile uzunluk ölçüsünün nisbeti de bu başın kafa kaidesinden kafa damına kadar olan irtifakın yüksek olduğunu göstermektedir. Bu kategori kafa ve başlara antropoloji dilinde hypsicephale denir. Hâmid’in burnu ince ve uzundur. Burun karinesi 61.29 dur (leptorrhin). Hâmid’in yüzü ince ve uzundur. I numaralı yüz karinesi 86 dır. (leptoprosop) ; Hâmid başının bu saydığım belli başlı antropolojik karakterleri bakımından Alp ırkının evsafını taşımaktadır. Çünkü Alp ırkının kafa ve baş karakteristikleri, Brakki-kafalık, hypsikafalık ve Leptorinlik’dir. Hâmid’in üzerinde israrla duracağım diğer önemli hususiyetleri başının kapasitesi ve muayyen formüllerle hesab edilen beyninin ağırlığıdır: Hâmid’in baş kapasitesini gösteren indice cubique kıymeti 1676c3 dır. Beynin nisbî vezni ise 1402 gramdır. Gerek kapasite ve gerekse beyin ağırlığı itibarile Hâmid’i derhal vasatî kıymetlerin üstünde bulmaktayız.

Hâmid’in canlı başını her gören bu başın yüze nazaran büyüklüğünü müşahede edecektir. İnsan morfolojisi ile uğraşan birçok müellifler yaşayan insanları yapı ve forma bâkımından esaslı tiplere ayırmışlardır. Vücudun şu veya bu cihazının diğerlerine nazaran faaliyet fazlalığı ile karakterize olan bu tipler dörde bağlanmaktadır: 1-dimağı tip, 2-teneffüsî tip, 3-hazmî tip, 4-adali tip.

Hâmid başının umumî forması ile aşikâr bir surette dimağı tipe (type cérébrale) dahildir. Filhakika elimizde mevcud bir karine bize etlerin tesirine tâbi kafa kaidesi ile dimağın inkişafile alâkadar alın nahiyesinin neşvünema vaziyetini göstermektedir. Bu karine alnın en dar genişliiğ ile frontal minima başın arka kısmında kulak kemiklerinin halemi çıkıntıları Mastoide arasında alınan genişliğin nisbetidir. Bu karine Hâmid’in başında 82.16dır. Hâmid’in alnının en dar genişliği 112 milimetredir. Filhakika Hâmid’in alnının genişliği alın karinesi adı verilen ve başın genişliği ile alnın en dar genişliği arasındaki nisbetle de adedî olarak tesbit olunmuştur. Bu karinenin kıymeti Hâmid’de 69.14 dür. Bu itibarla Hâmid’in alnı Eurymetop – geniş alın katagorisine girer. Hâmid’in morfogramına boynu (1730), sağ elinin orta parmağının hakikî uzunluğunu (98) serbes uzunluğunu (83) ve yine orta parmağın son selâmısının uzunluğunu (28) ilâve edeceğim.

Nihayet Hâmid’i mizaç itibarile, geniş hatlarile, hedonist denilen kategoriye sokmak kabildir. Hâmid’in morfolojisi, gözlerinin mânası onu ergastik dediğimiz cehit ve cidal mizacından ziyade, kendi dünyasına çekilmiş; dış âlemi, kapakları geniş açılmış gözlerile iç âlemine taşıyan ve orada tekrar yaratmağa uğraşan hazcı hedonist mizaçta gösteriyor. Hakikaten Hâmid’in fisiyonomisinde ergastik tipin tam iradeci mânasını taşıyan adalî takallusları görmüyoruz. Hâmid dünyayı -yüksek mânada- seyredenlerdendir. Başında adalî sisteme mukabil, asabî sitsemin galebe çalmasını kafa ve yüzünün Serebral tipe dahil bir morfoloji göstermesi ile de anlıyoruz.

Fisyolojik olduğu kadar estetik mahiyette bulunan bütün bu karakterlerin yekûnu Hâmid’in başını morfolojik ve fonksiyonel yüksek bir tekâmül merhalesine sokarlar.

Yalnız unutmıyalım ki bu karakterlerin yalnız başına Genie’yi izah edeceklerini düşünmüyoruz. Esas âmili yani dimağ yapısını daha eyice kavrayamıyoruz. Yalnız yine unutmıyalım ki insan bütün organisma’sı ile düşünür. Bu organisma aşağı insan tiplerinden ve maymun formalarından uzak olduğu nisbette uzviyette daha çok mütekâmil ve inceleşmiş bir haldedir. Ve böyle olunca da bu merhaledeki uzviyetin dimağı kaba cazibelerden kaçar, teheyyüciyetini daha çok mümtaz düşünce şekillerine hasreder ve bu suretle yüksek bir kültür ve medeniyein ihtiyaçlarına cevap veren telâkki ve duygular yaratır. Diğer taraftan deha pek muhtelif şekillere bürünebilir. Bu jeni iyiye veya fenaya dönebilir. Bu jeni kaba ve düşkün sevkitabiilere hizmet edebildiği gibi en asil eserleri de yaratabilir. Ve işte jeni sahibinin bünye ve mizacı‘dır ki kendisini bu veya öteki yola sevk ederler.

Şevket Aziz Kansu’nun bu yazısı, Ülkü Halkevleri Dergisi‘nin 51. sayısında (Mayıs 1937) yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s