Uzumaki

“Japonya kıyısında sislere bürünmüş küçük bir kasaba olan Kurouzu (Kurōzu-cho), lanetlenlenmiştir. Ergenliğe yeni adım atmış Kirie Goşima’nın çekingen erkek arkadaşı Suiçi Saito’ya göre kasabaları bir insan ya da bir şeyden değil, bir düzenden lanetlenmiştir. Dünyayı hipnoz eden gizemli şekil… Uzumaki yani sarmal…” (Gerekli Şeyler’in yayımladığı üç ciltlik manganın tanıtım bülteninden. Yazıdaki alıntılar birinci ciltten alınmıştır.)

Junji Ito’nun Japonya dışında en çok bilinen çalışması Uzumaki‘nin Adult Swim tarafından dört bölümlük bir mini diziye dönüştürüldüğü haberini alınca manga (Uzumaki, 2001’de Viz Media tarafından İngilizce’ye çevrilmiş, 2016’da ciltli özel baskısı yayımlanmıştı) hakkında bir iki kelam da ben etmek istedim.

Bize yabancı, uzak, itici, hatta rahatsız edici gelen bir şekil (sarmal), bir kasaba halkının neredeyse taptığı, büyülendiği bir ‘arzu nesnesi’ halini alır. Halihazırda varolan tüm bağlar kopma noktasına gelir, koca bir kasaba sakinleriyle başka bir varlığa dönüşmek üzeredir. Junji Ito, kozmik korku (bkz. cosmic horror) türünün başarılı örneklerinden biri olan Uzumaki’de, genelgeçer insani yasaların rafa kaldırıldığı bir hikaye anlatır. İnsan hayatının hiçbir değerinin kalmadığı kozmik bir düzene yönelen kasabada, insanlara bulaşan takıntının, arzu nesnesine yönelişin, gündelik hayatın en sıradan eşyaları olan tabak çanaktan suların akışına, kırlardaki çalılara, kasabanın mimarisine, insan uzuvlarına, hatta hava olaylarına sirayet ettiğini görürüz. Okuru korkutan, korkuyu yaratan bu durum, bir ‘büyülenme’ mefhumudur. Tuhaf olana has bir özelliktir. Tuhaf olan insanı yalnız kendinden iğrendirmez, dehşete düşürmez, bir yandan da dikkatini çeker.

Bu his, jouissance‘ın bir türü olarak görülebilir: kaynağını haz ve acının ayrılmaz birliğinden alan keyif, büyülenme hâli… Bu hâl, manganın birinci cildinin karakterlerinden biri olan Saito Bey’de açıkça görülür. Örneğin manganın ilk sayfalarında Saito Bey’in duvarda bir salyangozu hayranlıkla izlediğine şahit oluruz. Sonrasında Saito Bey’in oğlu Suiçi, Kirie’ye kasabada uğursuz, ters giden bir şeyin olduğu söyler: “Sarmallar! Sarmallar! Bu kasaba sarmallarla kirlenmeye başlamış” (s. 19). Ertesi gün Saito Bey, Kirie’nin babası Goşima Usta’nın iş yerine gelir. Goşima Usta çömlek yapımı ve seramik işleriyle uğraşmaktadır. Saito Bey bunun “sarmal sanatı” olduğunu söyler: “Nasıl desem… Çömlekçi çarkında seramik yapma işi… Sarmal sanatı desek daha yerinde olacak gibi” (s. 20). Hemen ardından Goşima Usta’dan sarmal desenli bir tabak ister ve sarmallara olan ilgisini şu cümlelerle belli eder: “Aslında son zamanlarda sarmal desenlere çok fena taktım. Sarmal şeklinde ne var ne yok topluyorum. Her nesilden sarmal desenli kimonolarla başladım. Devekulağı, salyangoz kabuğu, ammonit fosili, makine yayı, selofan bandı, sivrisinek kovar derken sarmaşık bile aldım. Her yerdeler. Topladıkça toplayası geliyor insanın, sonu yok” (s. 21). Saito Bey, sarmallara duyduğu hayranlıkla dolup taşmaktadır: “Goşima Bey, ben var ya… Sarmal denilen şeyde gizemli bir şeyler hissediyorum. Evet, kesinlikle var! Gizemli bir güç gizleniyor olmalı… Şüphesiz sen de anlıyorsun, değil mi? Sarmallar mükemmel! İşte o sarmal dediğin tam bir sanattır! Ve işte sen de o mükemmel sanatı meydana getiren bir sanatçısın!” (s. 22). Bu takıntı sıradan bir takıntı ya da koleksiyonerlik değildir. Saito Bey, takıntısından dolayı işe gitmez, çalışma odasından çıkmaz olmuştur. Bütün gününü çalışma odasındaki sarmallara bakarak geçirmektedir. Bu büyülenmeyle sanki tüm mevcudiyeti kaynamaktadır. Hikayenin tekinsiz ve büyüleyici iki yanı, Tzvetan Todorov’un fantastik kurgu için öne sürdüğü yapısalcı tanımı karşılar. Yani Junji Ito, tekinsiz ve büyüleyici arasındaki gerilimden doğan bir kurgu yaratmayı başarmıştır.

Hikayenin devamında sarmal, şehvetle arzulanmaya, hem korkunç hem de büyüleyici olan bir şeye dönüşmeye devam eder. Böylece hiçbir şekilde zapt edilemeyen bu şekil, tüm kasabayı zapturapt altına alır. Sarmal takıntısı halkın büyük bir çoğunluğuna sirayet ettikçe, tıpkı H. P. Lovecraft’ın hikayelerinde olduğu gibi doğal natüralizm (mantıktan ve Öklid geometrisinden ibaret, ampirik dünya) paramparça olur ve yerini hipernatüralizme, yani materyal kozmosun ihtiva ettiği, kapsamı görece daha geniş bir hisse bırakır.

Saito Bey’in saplantısı kemiklerini kırarak kendi bedenine sarmal şekli vermesiyle son bulur.

“Bizleri sonsuza kadar tutsak alan, görüşümüzün ve analiz kabiliyetimizin belirlediği sınırların ötesindeki sonsuz kozmik uzaya olan merakımızı kamçılayan bu şekil nereden gelmiş veya nasıl ortaya çıkmıştır?” gibi soruların cevabı muammadır. Junji Ito, doğrudan bu soruya cevap vermek yerine okurun farklı anlamlar çıkarmasını da mümkün kılan imalarda bulunur. Dışarıdan gelen bir şey mi kasabayı işgal etmiştir, yoksa hep dünyada, toprağın altında bulunan ve zaman zaman yüzeye çıkan bir düzen mi söz konusudur? Sarmal dünya dışı bir yaşam formu olabilir mi? Eğer öyleyse ortak bilince sahip, materyal, fiziksel bir varlık mıdır Pontypool‘daki (2008 yapımı Kanada korku filmi) gibi dile, kelimelere ve sözcüklere bulaşan bir virüs gibi postmodern bir anlatı mıdır? Bilinmez. Bu sorular çoğaltılabilir ve sorulara farklı cevaplar verilebilir. Junji Ito’nun tercih ettiği hikaye anlatımı (gerçekliği hor görüşü) bunu mümkün kılar. Kasaba halkının üzerinde adım adım tahakküm kuran sarmal, bir uzaylı, bir lanet veya paylaşılan bir sanrı olabilir. Örneğin Manifold yazarlarından Gökhan Kodalak, hikayedeki sarmalı platonik bir idea mefhumu olarak görmektedir. Bu okuma da mümkün ve oldukça tutarlıdır. Sarmalın maddi yapısına ve geçmişine dair elimizdeki bilgi sınırlı olduğundan, kasabayı ve kasaba halkını etkileyen, Saito Bey ve birçok kişi tarafından “mükemmel” olarak nitelendirilen bir şeklin, Platon’un idea kavramının ürkütücü bir yansıması olduğuna iddia edilebilir. Kodalak bu durumu şöyle ifade ediyor: “Ito’nun anlatısı, eğer ki idealar bizden bağımsız kendi objektif varlıklarına sahiplerse, bu ideaların bizi öte dünyadan durmadan etkileyip duruşunun, buna karşın bizim onların çekim kuvvetine kendimizi bırakmak ve onları iyisiyle kötüsüyle taklit etmek dışında pek de bir şey yapamayışımızın korkunçluğuna odaklanıyor.”

Bu alternatif okuma hoşuma gitse de Junji Ito’nun tercihini desteklemeyi daha doğru buluyorum. Sarmalın ontolojisine dair elimizde yeterince bilgi yok. Bu yüzden Uzumaki‘yi bizim anlayışımızın ötesinde bir varlığın (tıpkı din, yani bizim kavrayışımızı aşmasına rağmen her şeyin anlamlı olduğu fikri gibi) insan hayatına derin bir kayıtsızlık duyuşunun hikayesi olarak görüyorum. H. P. Lovecraft da böyle bir kayıtsızlığın taraftarıdır. Evrenin bilinçli bir teleolojisi olduğu fikrine katılmayanlardandır. Sarmal yapısı ne olursa olsun, insan hayatını önemsemiyor, insanı bir değerlendirmeye tabi tutmuyor. Bulaştığı kasabayı adım adım kendi yapısına, düzenine katıyor. Bu açıdan sarmalın Lovecraft’ın panteonunda hiç sırıtmayacağını düşünüyorum.

Eğer kozmik korku türüne ilgi duyuyorsanız, Gerekli Şeyler, Uzamaki‘yi yeniden basana kadar mangayı buradan okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s