Hakkında Konuşamayacağımız Şeyler

Hakkında konuşamayacağımız, dile dökemeyeceğimiz bazı şeyler var. 

Söyleyemeyeceğimiz şeyi söyleyemez, söylemeye çalıştığımızda, anlaşılır ve açık bir şekilde dillendiremeyiz. Öyle ki, şairane bir ifade bulana kadar dilimizin ucundakiler duman gibi dağılıp gider. Belki de öyle ya da böyle tanıdığımız, hayatımızı çekip çeviren hisler, onlarla yalnızca bir bağ kurduğumuz için değil, anılarda kalan bilmeceleri çözünce birçok sırrın açığa çıkacağını düşündüğümüz için yüreğimizi titretir. Bu titreyiş, dilde kalanın hazin tecellisidir. Uyandığında anlatmak istediği rüya da böyle bir hissin parçasıydı. Rüyasında midesi bulanmaya başlayınca vida kusmaya başlamış, kustuktan sonra kustuğu vidaları yerden almış, eklem yerlerine sokmuş ve sıkmıştı. Canı yanmış mıydı, hatırlamıyordu. Tek hatırladığı sıkılan her vidanın gönlünü biraz daha genişlettiğiydi. Odadaki gaz lambasını yaktı. Önce mutfağa sonra diğer odalara baktı, fakat kimse yoktu. Ansızın kapıldığı bir his onu çatı katına, tavan arasına sürükledi. Islak bir köpek gibi kokan tavan arasının karanlığında tuhaf bir canlılık hissetti. Gaz lambasını biraz daha ileriye tutarak karanlığın içinde duran şeyi görmeye çalıştı. Tavanda bir adam boylu boyunca uzanmış, yatıyordu. Dahası gaz lambasına kadar kan sızmıştı. Besbelli adam ölüydü. Bir müddet öylece durup adamı inceledi. Göz her zaman görmek isterdi. Görmek, gördüklerini işlemek, sonra da ne zaman hortlayacağını bilmediği bir geçmişe itmek…

Yorulduğunu hissettiği an tuhaf bir ses işitti. Cesetten kanlı bir düğme kopup ona doğru yuvarladı. Düğmeyi eline aldı, temizledi. Üstünde annesinin ve babasının baş harfleri vardı. Düğmeyi o an hatırladı. Annesi bu düğmeleri babasının doğum günü için hazırlamış, her birini ceketine dikmişti. Yüreğini yokladı, asıl korkunç olan neydi? Tavan arasında çürümek mi yoksa bir anının böyle yuvarlanıp meçhule gidişi mi? Anılar iyi kötü yerini bulacaktı. Unutulmak, işte bunun çaresi yoktu. Kendini bitmek tükenmek bilmeyen bir geceye hapsolmuş gibi hissediyordu. Gök gürültüsüyle evin camları kırılacakmış gibi titredi. “Annem de hep babam gibi ölüme meyilliydi” diye mırıldandı. Kendini öldürdüğü günü dün gibi hatırlıyorum. Öldüğü gün… O gün kendimi Beşiktaş Sahili’nden denize bıraktığımda ölmek mi istemiştim bilmiyorum. Tek düşündüğüm annemin o anda nerede olduğuydu. Ve bir an için, yanında yürüdüğüm deniz, sanki annemin sesiyle bana seslenmişti. Kendimi bir anda denizi soğuk sularında bulmuştum. Balıkçılar tarafından sudan çıkartıldığımda genzimdeki su tadından başka hiçbir şeyi düşünememiştim. Kim bilir annem ne kadar çok su yutmuştu…”

Tavan arasındaki pencereden dışarıdaki fırtınaya baktı. Bazı geceler elimi gökyüzüne doğru kaldırıp parmaklarımla yıldızları ayıklar, onun ilahi ve kayıtsız takibi altında, dünyadaki yerimi bulmaya çalışırdı. Bu o gecelerden biri değildi. Fırtına sanki ona anlamlı gelen her şeyi yutmaya yeminli gibiydi. İsteksiz yağ yağmurlarının aksine bu yağmurda merhamete ve umuda dair hiçbir şey yoktu. Sanki bütün bi’ dünya yeni bir barbarlığa yönelecekmiş gibi hissetti.

Çatı katından annesinin odasına indi. Yatağının başucundaki komidinin üst rafını çıkartıp yere koydu. Sebebini bilmediği bir his onu, bu odaya, annesinin roman taslağına sürüklemişti. Annesi el yazısıyla yazdığı metinleri birkaç kopya olacak şekilde daktiloya çeker, sonra bunları kesip birbirine iğneler, evin sağına soluna, hatta perdelere tutturur ve yeniden düzenlerdi. Sofrada, mutfakta, yatakta, her yerde romandan bir parça bulmak mümkündü. Kelimelerin gerçek sesini ancak bu şekilde yakalayabileceğine inanmıştı. Hatta bir keresinde “Hangi parçayı birleştirsem başka bir parçaya ihanet ediyormuş gibi hissediyorum” bile demişti.

UZUN UZUN BAKILAN HER AN, SOYULDUKÇA HAZ VEREN MÜSTEHCEN BİR RESME DÖNÜŞÜYORDU. ANNEMİN ÖLÜMÜNDEN SONRA HAYATIMIN EN BÜYÜK ZEVKİ, BABAMIN İŞTEN DÖNMESİNİ BEKLEMEK OLMUŞTU. SALONA GEÇER VE EVE YAKLAŞAN ARABALARIN FARLARINDAN BABAMIN ARABASINI SEÇMEYE ÇALIŞIRDIM. DİĞER ARABALARIN FARLARINDAN DAHA PARLAK, DAHA KESKİN IŞIĞI OLAN ARABASININ FARLARI, DİZLERİME SIÇAR BENİ GÖZLERİMDEN ISIRIRDI. BU ANILAR, SANKİ BANA AİT DEĞİLMİŞ GİBİ DURAN BU ANILAR, BENİM ANIMLARIMDI. TERZİLİKTEN KALMA TİTİZLİKLE KAĞITLARI İNCELEDİM; BİR KAĞIDIN DİĞER KAĞITTAN FARKINA, CÜMLELERDEKİ YAZIM YANLIŞLARINA, ÜSTÜ ÇİZİLMİŞ/DÜZELTMİŞ ANILARA UZUN UZUN BAKTIM. BÜTÜN HATLARIYLA OKUYUCU HİÇ ALIŞKIN OLMADIĞI BİR KALABALIĞIN ORTASINDA TERK EDECEK OLAN METNİ ARTIK TAMAMLAMAK İSTİYORDUM. FAKAT ANILAR, NE KADAR BİÇİMSİZ VE SEVİMSİZDİ, NASIL DA BENİMLE DALGA GEÇİYORDU! 

İstanbul hep yangınlara gebe bir şehir olduğundan her yangından sanatkarane eserler, paha biçilmez yazmalar, minyatürler, müzehhep yazılar, daha nice maddi ve manevi zenginlik bir gecede kül olurdu. Bir de sıradan insanların kaybettikleri vardı. Çocukluğumda İcadiye’den atılan yedi pare topun sesi hâlâ kulaklarımda… O korkunç yangını daha dün gibi hatırlıyorum. Sirkeci civarında Hocapaşa mahallesinde başlayan yangın, on kola ayrılmış ve şehrin koskoca bir semtini bir iki saat içinde adeta bir yanardağ hâline getirmişti.

Bir kadının sanrılarından tüm gizem çözülecekmiş gibi sayfaları karıştırdı.

            BU ANIYI SİLMELİYİM. BU ANI ÖLÜ… BEN BİR ÖLÜ SEVİCİ DEĞİLİM!

Her acının yuva olmasını bekledim. Kireçle taşlara, ağaçlara geçirdiğimiz sureler, ayetler vardı. Böylece kitabımızın yolundan gidip haramdan uzak durmuştuk.

HERKES UYUDU. SABAHA KADAR VAKTİM VAR. ROMAN BUGÜN BİTER Mİ, BİLMİYORUM. ÇOK MÜHİM BİR İŞİN ORTASINDA DALIP GİDİYORUM. BAZEN YOLDAN GEÇEN BİR ADAMA, BAZEN DUVARDAKİ BİR ÇATLAĞA, BAZEN… BİLMİYORUM. BAKIŞLARIM BOŞLUĞU, ETRAFIMI BİR KÖSTEBEĞİN TOPRAĞI OYUŞU GİBİ OYUYOR. 

            BİR BULUT MU YER DEĞİŞTİRDİ? 

            SESİNİ İŞİTTİM. 

Komidinin üst rafını yerine kaldırmak üzereyken elindeki vidaların rafa geçtiğini elinin rafla bir bütün olduğunu fark etti. Rafa, elinin rafla bütünleştiği yere, vidalara baktı, gülümsedi.

Hakkında konuşamayacağımız, dile dökemeyeceğimiz bazı şeyler vardı. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s