Edhem Eldem ve Tarihçiliği

St. Joseph’i 1977’de bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde endüstri mühendisliği eğitimine başlamışsa da üç sömestr sonra mühendisliğin kendisine göre olmadığını anlayarak siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümüne geçen ve oradan mezun olan Edhem Eldem, doktorasını Robert Mantran (Osmanlı tarihine olan ilgisinde Ömer Lütfi Barkan’ın büyük tesiri olduğunu söyler, doktorasını 17. Yüzyıl İstanbul’u üzerine yapmıştır. Çalışma konusuna şöyle karar verdiğini anlatır: “Başlangıçta hangi alana yöneleceğimi bilmiyordum, bu, Evliya Çelebi okuduktan sonra belirlendi. Osmanlı’nın başkentinde yaşam nasıldı? En çok bu ilgimi çekiyordu”) ile Marsilya’da ve Aix’de (Université de provence, aix-marseille ı, 1984-1989) yapmıştır. Doktorasının başlığı “18. Yüzyılda İstanbul’da Fransız Ticareti”dir. Tezini 1989 yılında savunduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi tarih bölümünden bir çağrı almış ve o tarihten itibaren Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başlamıştır. Halen Boğaziçi Üniversitesi’nde ders vermeye devam etmektedir. Osmanlı Bankası’nın arşiv malzemesinin tasnifi sırasında değerli çalışmalara imza atmıştır. “Tarihte İzler” sergisi, 135 Yıllık Bir Hazine (1997), Osmanlı Bankası Banknotları (1998), Osmanlı Bankası Tarihi (1999) kitapları bu çalışmalara örnek gösterilebilir. Bu çalışmaların bilhassa takdir edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira 1914’te bütün Osmanlı topraklarında 80’in üzerinde şubesi olan bir kurumun arşivlerinin tasnifi ve bu belgelerden çalışmalar çıkarmak hiç de kolay bir iş değil (yaklaşık on bin müşteriye ait arşiv belgesi). Bu da bankayı bir sosyal tarih kaynağı haline getirmektedir. Cumhuriyet döneminde ise 1931’de bir merkez bankası kurulana kadar merkez bankası olarak kalmıştır. Daha doğrusu, Türkiye’nin o dönemde bir merkez bankası kuramadığı için Osmanlı Bankası ister istemez bir merkez bankası işlevi yürütmüştür. İlgili okurlar ayrıca 1856-1924 yıllarını kapsayan André Autheman’ın yazmış olduğu bir Osmanlı Bankası tarihi olan La banque impériale ottomane (1996) kitabını inceleyebilirler, kitabın Türkçe çevirisi de yayımlanmıştır.

Toplumsal Tarih‘in Ağustos 2012’de çıkan 224. sayısında yer alan Edhem Eldem röportajında, tarihçiliğiyle ilgili sizlerle paylaşmak istediğim bazı pasajlar var. İlk pasajda, bizdeki eski usul belge okuma ve onu olduğu gibi yazmaya dayalı tarihçiliği şöyle eleştiriyor: “Belgelere kör körüne inanıyorsunuz, belgeleri tekrarlıyorsunuz, en ufak bir eleştirel bakış getiremiyorsunuz, belgeleri neye nasıl bağlayacağınız konusunda ipucunuz yok. Katip gibi bir şeye dönüşüyorsunuz. Tarihte analitik yaklaşım olmalı. Soru sormuyor, sadece tasvir ediyorsanız, o hikayedir. Aynı malzemeye bir soru soruyor ya da nedenleri, nasılları konusunda, hangi metodu kullanıyorsanız kullanın, onu bir bağlama oturtabiliyorsanız, bir nedenselliğe bağlayabiliyorsanız, o zaman tarih yapıyorsunuzdur.” (Toplumsal Tarih 224, Ağustos 2012) Her ne kadar son zamanlarda bazı akademisyenlerin çıkıp 3-5 belge üzerinden büyük iddialar peşinde koşması daha tehlikeli bir hal almaya başlamış olsa da Edhem Eldem’in bu eleştirisi güncel bir soruna işaret etmektedir. Türkiye’deki tarih bölümlerinde yapılan çalışmaların büyük bir çoğunluğu, ne yazık ki, belge yayınından ibarettir.

Bu pasajda ise Edhem Eldem, eski usul tarihçiliğin bazı önemli ve faydalı yönlerini unutmaya meyilli akademiyi eleştirmektedir: “19. yüzyıldaki gibi tarih yapmak istemiyorsunuz; siyasi tarih değil, zihniyet tarihi yapacağım diyorsunuz… İyi de neye dayanarak yapacaksınız? Hatırat ya da günlük gibi ‘ego dokümanları’ bizde yok değil, ama henüz sayıları çok az. Bunlara dayanarak bir zihniyet analizi yapmak ile Avrupa’da asırlardır birikmiş olan binlerce belge üzerinden araştırma yapmak arasında fark var. Geçen sene bir bakıma bana Evliya Çelebi’den gına geldi… Bayılarak okuyorum ve okutuyorum, ama bir de sormak gerekir, böyle bir kaynaktan niye sadece bir tane var? Bir tane olması onu nasıl kullanacağımız konusunda problem yaratmıyor mu? Avrupa’nın seyyahlarına laf ediliyor ama aynı dönem için iki yüz, üç yüz, beş yüz tane sayabiliriz. Seyyahları birbirleriyle mukayesede edebiliyoruz.” (Toplumsal Tarih 224, Ağustos 2012) Şöyle devam ediyor: “Artık öğrencilerimiz doktorasını yapma aşamasında kadı sicilleri transkripsiyonuna dayalı tezler yazmak istemiyorlar. Daha ilginç konular işlemek istiyorlar. Zihniyet ya da cinsiyet gibi. Bunu hem anlıyorum, hem de nasıl yapılacağı konusunda ciddi şüphelerim var. Bu da ben de bir tür tepki yaratıyor.” (Toplumsal Tarih 224, Ağustos 2012) Edhem Eldem bu mevzuya, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın ev sahipliğinde düzenlenen Bilim Akademisi Konferansları’nın birinde de değinmektedir. İlgili konuşmayı buradan izleyebilirsiniz (Türkiye’deki tarih hastalığına dair çok faydalı bir sunumdu). Bu konuşmada Edhem Eldem, Batı tarihçiliğini ve ekollerini yakından takip eden gençleri bekleyen yanılgıya değinmektedir. Bu gençlerin, oradaki teorilere ve modelleri olduğu gibi alarak hataya düştüklerini söylemektedir. Örnek vermek gerekirse, 17. Yüzyıl Osmanlı Toplumu’nda maskülenlik kültürü! Edhem Eldem bu ve benzeri çalışmalar için yeterli birikimin mevcut olmadığına dikkat çekiyor. Ben de Avrupa’da belirli bir birikimin neticesinde yaratılmış bir sorunun olduğu gibi Osmanlı Tarihi’ne taşınmasının, ithal ikamesinden farksız olduğunu düşünüyorum. Bir zamanların, bilhassa 70’lerin yıldızı olan iktisat tarihinin artık yeterince “cool” ve “sexy” görülmemesiyle ibre bu yöne çevrildi de diyebiliriz. Gerçi gelişmiş Batı ülkelerinde tarihin bir bilim olup olmadığı tartışması bitmesine rağmen bizde hala bilimdir, değildir diye tartışıyorlar. Hem de yalnızca anlatısını inşa ederken bilimsel metodolojiyi kullanmasına rağmen (Türkiye’de bunu bile ne kadar becerebildiğimizden emin değilim. Metodoloji açısından da tamamen uygulayıcısının, yani tarihçinin meşrebine göre, tarihin konumu, humanities ve sosyal bilimler arasında bir sarkaç gibi gider).

Taşradan ziyade İstanbul gibi şehir merkezli çalışmalar yapmasını ise şöyle açıklıyor: “İstanbul üzerine çalışmak bir nevi tembellik olarak da algılanabilir. Bütün mesele İstanbul çalışıp da Osmanlı İmparatorluğu’nun tamamını tasvir ediyorum dememek. Bunu yapmamaya çalışıyorum. Ben hakikaten İstanbul üzerine çalışıyorum ve gerisi beni ilgilendirmiyor demeyeceğim ama gerisini çalışmayacağım da kesin gibi. Köylü toplumu beni ilgilendirmiyor, şehirli toplum bana daha ilginç geliyor.” (Toplumsal Tarih 224, ağustos 2012)

Bunun yanı sıra nüktedan bir yanı da var. Örneğin paleografya dersi verdiği öğrencilerine şakayla karışık ilk söylediği şey “Osmanlıcayı eğer Osmanlılar okuyup yazıyor idiyseler, bu ne kadar zor olabilir ki?” olmuş. Edhem Eldem ve tarihçiliğine dair daha detaylı okuma yapmak isteyenler Edhem Eldem’in Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayımlanmış olan Mitler, Gerçekler ve Yöntem: Osmanlı Tarihinde Aklıma Takılanlar (2018) kitabına bakabilirler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s