2020 Nasıl Geçti?

Bir cümleyle başlayacaktım. Kelimelerle aram iyiydi. Yosunlar arasına saklanmış cümleleri görür, oraya takılmış pislikleri temizledikten sonra önümdeki beyaz kağıdı kaplayan kocaman bir lekeye dönüşene kadar yazardım. Yayılan, büyüyen, etrafındakilere bulaşan, onları işgal eden, hatta bir parçası olmaya zorlayan her şeyi sevdiğimden olsa bir lekeye dönüşme fikri hoşuma gitmişti. Yaza yaza lekeye dönüşmek belki büyük bir fikir değildi ama Samipaşazade Sezai’nin Küçük Şeyler‘in girişinde, “Dünyada en küçük bir şey yoktur ki güzel yazılmak şartıyla önemli bir konu sayılmasın” deyişi aklımdaydı. “Güneş sisteminin özelliklerini anlatmakla, mikroskobik bir böceğin kalbini incelemek edebiyatça denktir.” Dünya’nın sağır eden gevezeliğinden fırsat bulduğum her an, ansızın insana sirayet eden musibet bir hastalık gibi yazma illetine tutulur, büyükmüş küçükmüş demeden aklıma gelen her şeyi yazardım. Şimdi bu illete, karantinada, dört duvar arasında tutulmuş olmamım bir anlamı yoktu. Başka bir yerde de olabilirdim. İtalya’da, Verona’nın hemen dışında, Quinzano adında küçük bir köyde olsam ne değişirdi? Ahır hayvanlarının arasında, yine düşüne düşüne, bir hurdacıymış gibi aklımdakileri küçük parçalara ayırmaz mıydım? Büyüklerimin “Tılsımlı bu çocuk, vallahi de billahi de tılsımlı!” sözlerini unutur, asıl tılsımı etrafımda mı arardım? Herkes kafayı bir şeyle bozardı, ben de yazmakla bozmuştum. Uzun zamandır aklımda olan, romana gebe bir hikayeyi yazmak için daha iyi bir fırsat bulamazdım. İstanbul’da, hele de Yıldız gibi bir semtteysen, evde olmak hiç de kötü değildir. Bu İstanbul, oldum olası, sahipsiz ve dağınık bir şehirdir, bilen bilir. Şehrin yaşanmışlıkları bir kenara konulup gerçekçi düşünülürse, bu şehirin yollarında yürümek bile başlı başına bir eziyettir. Evet, İstanbul’un geçmişine baktığımızda, bazı dönemlerde İstanbul’u mahveden kör kazmanın daha gaddar, daha başıboş, daha özensiz olduğunu görürüz. Fakat İstanbulluların veya yabancıların İstanbul hakkında yazdıklarını toplayıp bakarsanız İstanbul’un geçmişinin de yani Cumhuriyet öncesinin de nahoş bir portre çizdiği apaçık ortadadır. Örneğin Théophile Gautire şöyle der: “İstanbul’da sokak yok, dere yatakları var.” Bu yüzden Sadrazam Fuat Paşa, İstanbul’un yollarından şikayet eden bir yabancıya “Hakkınız var, İstanbul’da tek bir yol vardır. Fakat çok güzeldir: Boğaziçi!” dediği rivayet edilir. Moltke’nin yazdıklarında da benzer bir durum görülür: “İstanbul’da en iyi belediye memurları, köpeklerdir. Bir at öldüğü za­man, onun leşini sadece köpekler kaldırma­ya gelir.” Alman yazar Dernschwam ise İstanbul’daki plansız yapılaşmadan ötürü Konstantin sütununa yaklaşamadığından şikayet eder (Rumelihisarı’ndaki evleri görse acaba ne düşünürdü diye düşünmekten kendimi alamadım).

Evde kaldığım süre boyunca okumak istediğim kitapları okuma, filmleri ve dizileri izleme, albümleri dinleme fırsatı buldum. 2020 sona ererken, George Eliot’ın The Natural History of German Life’daki “Sanat, hayatın en yakın benzeridir; insanın hayat deneyimi yelpazesinin genişlemesine, kişinin öteki insan hemcinsleriyle, kendi payına düşen ilişkiler dışında başka ilişkiler kurmasına katkıda bulunur” sözü aklıma düştü. Bu yüzden, bu yıl yayınlanan veya keşfettiğim eserleri sizinle paylaşmak istedim. Evde kaldığım süre boyunca izlediğim filmlerden, dinlediğim müziklerden ve okuduğum kitaplardan listeler yapmaya karar verdim. Hazırladığım listelerde yer alan eserler, ağırlıklı olarak 2020’ye ait olsa da, yeni keşfettiğim eski eserlerde mevcut olduğundan (yalnız albümlerin hepsi 2020’ye ait) yazıya, “2020 Nasıl Geçti?” adını vermenin doğru olacağını düşündüm. 2020’ye sığdırdığım yapıtları bu yazıya da sığdırmak mümkün olmadığından listeleri seçki olarak hazırladım.

Hangi albümleri sevdim:

  • Angel Bat Dawid, Tha Brothahood – LIVE
  • Arca – KiCk i
  • Beck – Hyperspace
  • Bonny Light Horseman – Bonny Light Horseman
  • Chloe X Halle – Ungodly Hour
  • Fiona Apple – Fetch the Bolt Cutters
  • HAIM – Women in Music Pt. III
  • Kevin Morby – Sundowner
  • Mary Lattimore – Silver Ladders
  • Matt Berninger – Serpentine Prison
  • Neil Young – Homegrown
  • Jhené Aiko – Chilombo
  • Salvador Sobral – Paris, Lisboa
  • Sea Wolf – Through a Dark Wood
  • Tame Impala – The Slow Rush
  • Taylor Swift – Folklore
  • The Mountain Goats – Getting Into Knives
  • The Secret Sisters – Saturn Returns
  • The Strokes – The New Abnormal

2020’de keşfettiğim okunmaya değer kitapları da şöyle listeledim:

  • Ahmet Rasim – Şehir Mektupları
  • André Aciman – False Papers: Essays on Exile and Memory
  • Andrew B. Liu – Tea War: A History of Capitalism in China and India
  • Carlo Rovelli – Zamanın Düzeni
  • David Christian – Maps of Time: An Introduction to Big History
  • Dorothy H. Crawford – Ölümcül Yakınlıklar: Mikroplar Tarihimizi Nasıl Şekillendirdi?
  • Georges Rodenbach – Ölü Brugge
  • Graham Harman – Nesne Yönelimli Ontoloji
  • Graham Harman – Speculative Realism
  • Halid Ziya Uşaklıgil – Bir Acı Hikaye
  • Hilary Putnam – Philosophy in an Age of Science: Physics, Mathematics and Skepticism
  • Imre Lakatos – Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi
  • J. R. R. Tolkien – Beowulf: A Translation and Commentary, together with Sellic Spell
  • J. R. R. Tolkien – Letters from Father Christmas
  • John Williams – Stoner
  • Jürgen Osterhammel – The Transformation of the World
  • Lee Braver – A Thing of This World: A History of Continental Anti-Realism
  • Lewis Dartnell – Origins: How Earth’s History Shaped Human History
  • Manuel De Landa – Çizgisel Olmayan Tarih
  • Mark Fisher – The Weird and the Eeire
  • Markus Gabriel – Dünyanın Neden Var Olmadığı Üzerine
  • Maurizio Ferraris – Yeni Gerçekçilik Manifestosu
  • Noretta Koertge – A House Built on Sand: Exposing Postmodernist Myths about Science
  • Penny le Couteur & Jay Burreson – Napolyon’un Düğmeleri: Dünya Tarihini Değiştiren 17 Molekül
  • Robin Wood – Hitchcock’s Films Revisited
  • Sarah Arne Jewett – The Country of the Pointed Firs
  • Sebastian Conrad – What is Global History?
  • Şevket Pamuk – Uneven Centuries: Economic Development of Turkey since 1820
  • Tarih Vakfı (Kolektif) – Osmanlı’da Cumhuriyet’e Salgın Hastalıklar ve Kamu Sağlığı
  • Tim Parks – Ben Buradan Okuyorum
  • Tim Parks – Europa
  • Yorgos Theotokas – Leonis
  • Quentin Meillassoux – Sonluluğun Sonrası
  • Wilkie Collins – The Moonstone

Pandemi sürecinde keşfettiğim diziler:

  • Back to Life
  • Devs
  • Dracula
  • Fleabag
  • Little Fires Everywhere
  • Raised by Wolves
  • Servant
  • The Morning Show

Pandemi sürecinde izlediğim ve beğendiğim filmler:

  • A Hidden Life
  • A Special Day
  • An Unmarried Woman
  • Belladonna of Sadness
  • Carnival of Souls
  • Cruising
  • Don’t Look Now
  • Epidemic
  • First Cow
  • Harold et Maude
  • I’m Thinking of Ending Things
  • Le Boucher
  • Love Streams
  • Picnic at Hanging Rock
  • Sisters
  • Tetsuo: The Iron Man
  • The Innocents
  • The Small Back Room
  • Three Days of the Condor
  • Un Flic

2 Comments

  1. Güzel bir yazı olmuş diyemeceğim yine de emeğine sağlık.
    Edebiyat yolundaki gidişatının sıkı takipçisiyim.
    Söyleyeceğin sözü biraz gevelemişsin.
    Tam olarak ne söylediğindense nasıl söylediğine odaklanmamızı istiyorsun diye anlıyorum. Ortalama bir halk okuru olarak edebiyatta süslü anlatımları hiç sevmem.
    Okuyucuyu ana fikirden uzaklaştırıp manipülasyona sürüklediği fikrindeyim.
    Beğendiğin eserleri neden beğendiğini de yazarsan bir dahakine alnından öpeceğim.
    See you!

    Beğen

    1. Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Yankı odasında kalmamak ve okunmak çok değerli.

      Yazımı paylaştığım andan itibaren gelen yorumları kabul etmiş oluyorum ama gerektiğinde gelen eleştirilerde katılmadığım yönler olursa bunu belirtmek isterim. Sizin de belirttiğiniz gibi ortada bir emek söz konusu. Sözü gevelediğim fikrinize katılmıyorum. Ruh halimi anlaşılmaz, karışık ve uzun cümlelerden mümkün olduğunca uzak durarak ifade ettim. Hemen ardından da önerilerimi paylaştım. Sizin tavsiye ettiğiniz üzere bu eserleri neden sevdiğimi de açıklasaydım, yazı gereğinden fazla uzayacaktı. Buradaki eserlerin hemen hemen hepsinin özetleri internet ortamında mevcut. Takipçilerim bu özetlerden hareketle bu ürünleri tüketip tüketmeyeceklerine karar verebilirler. Eğer tek tek eserleri yorumlama çabasında bulunsaydım, daha fazla manipülasyon söz konusu olurdu.

      Edebiyatta süslü anlatımlara bakış açımızın farklı olduğunu düşünüyorum. Belki başka kategorilerdeki yazılarımdan daha çok zevk alabilirsiniz. Saygılarımla ☺️

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s