V. Murad’ın Oğlu Selahaddin Efendi’nin Anı, Günlük ve Yazıları

1876 yılı düşünüldüğünde, Osmanlı tarihi açısından, talihsiz ve acı olaylar akla gelir. Hersek Ayaklanması, Bulgar İsyanı, Selanik Vakası, talebe-i ulûm (softalar) ayaklanmaları, Sultan Aziz’in tahttan indirilmesi, V. Murad’ın tahta çıkışı, Sultan Aziz’in tartışmalı ölümü ve 93 günlük saltanatının hemen ardından V. Murad’ın tahtan indirilmesi, bu talihsiz olaylardan ön plana çıkanlardır. Sultan Aziz’in ölümü kadar V. Murad’ın saltanatı da karanlık kalmış konulardan biridir (İlgililer Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Belleten’in 38. sayısından ayrı basılmış olan, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “Beşinci Sultan Murad’ın tedavisine ve ölümüne dair rapor ve mektuplar” adlı yazısına bakabilirler). Edhem Eldem’in geçen yıl, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan “V. Murad’ın Oğlu Selahaddin Efendi’nin Evrak ve Yazıları” çalışmasının birinci cildi bu dönemin karanlıkta kalmış bazı yönlerine ve ömrünü sıkı bir gözetim altında Çırağan Sarayı ve Feriye’de tamamlayan V. Murad’ın hayatına ışık tutuyor. Bugün bu yazıyı, Edhem Eldem’in 6 Ekim’de gerçekleştirdiği sohbet çerçevesinde, siz değerli okurlarıma ilgili kitabını tanıtmak amacıyla kaleme alıyorum.

Tarih Vakfı ile ANAMED Kütüphanesi ortaklığında ve Ayşe Ozil’in koordinatörlüğünde düzenlenen Kütüphane Konuşmaları’na konuk olan Edhem Eldem (Boğaziçi Üniversitesi/Collége de France öğretim görevlisi), Sultan V. Murad’ın 1876’daki üç aylık saltanatından sonra tahttan indirilip halefi II. Abdülhamid tarafından 1904’teki ölümüne kadar ikamete zorlandığı Çırağan Sarayı ve Feriye’de kendisine eşlik eden oğlu Şehzade Selahaddin Efendi (1861-1915) otuz yıla yakın süren bu tecrit boyunca hatırat, günlük ve çeşitli yazılardan oluşan evrak kümesini V. Murad ve dönemine ait eksik, bilinmeyen birçok noktayı aydınlatan bir malzeme olarak tanımlıyor. Yazıya devam etmeden önce, böyle bir malzemenin Türkiye’de ilk defa ortaya çıktığının da altı çizilmeli. Peki, bu belgelerde dikkatimizi çekebilecek neler var? V. Murad’ın Çırağan ve Feriye’deki hapis dönemini aydınlatacak, çeperine yüzlerce kişinin dahil olduğu bir “saray antropolojisini” (Edhem Eldem’in konuşmasında kullandığı bir terim) mümkün kılacak birbirinden ilginç kayıtlar yer alıyor. Tuttuğu defterlerde, sık sık babasını müdafaa eden ve Sultan Hamid’i her türlü kötülüğün müsebbibi olarak gösteren Selahaddin Efendi, babasının zihin dünyasını, kendi eğitim hayatını, hatta günlük hava durumlarını bile takip edebileceğimiz bir malzemeyi, haksızlığa uğramanın saikiyle geleceğe bırakıyor. Tabii, bu kayıtları yalnız haksızlığa uğrama gerekçesiyle kaleme aldığını söylemek eksik olur. Edhem Eldem’in konuşmasında değindiği gibi “Sizi de 27 sene bir yere kapatsalar herhalde siz de yazarsınız.” Selahaddin Bey, kapalı bir dünyada yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu tüm samimi duygularıyla bu kayıtlarda paylaşıyor. Bunun yanı sıra, bu yazılarda Selahaddin Bey’in “modern” bir ondokuzuncu yüzyıl personası olarak teşkil edişine de şahit oluyoruz (buna örnek olarak kayıtlarında dipnot kullanması, Batılı bir anlatım yakalamaya çalışması gösterilebilir). Edhem Eldem tam da bu noktada, “Selahaddin’in dünyasını anlamak için onun sesini iyi duymak, dinlemek lazım” diyor. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından henüz ilk cildi yayımlanmış olan bu çalışmasında bunu amaçladığının altını çiziyor.

Edhem Eldem, konuşmanın bir bölümünü ise Sultan Hamid’in V. Murad ve ailesine uyguladığı “unutturma politikası”na ayırıyor. Örneğin 28 yıllık hapis hayatı boyunca aileden hiç kimsenin tek bir fotoğrafının bile çekilmediği, Almanya’da yayımlanan ve hanedan üyeleri hakkında bilgilerin olduğu bir ansiklopediye V. Murad ve ailesinin dahil edilmediği gibi detayları paylaşıyor ve bunu bir nevi “sosyal ölüm” olarak tanımlıyor. Bunun yanı sıra, V. Murad’ı da sadece Sultan Hamid’in zalimliği altında ezilen, tamamıyla masum bir figür olarak ele alamayacağımıza, örneğin Sultan Aziz’e yapılanlar konusunda tamamen pür ü pak olmadığına, esaretten kurtulmak için kendi iletişim ağıyla gerçekleştirmiş olduğu bazı yazışmalara da değiniyor (Sultan Hamid’in V. Murad’a karşı tavrının Ali Suavi vakasından sonra daha da şiddetlendiği hatırlanmalı. Ayrıca bahsedilen yazışmalar, Selahaddin Bey hepsinin birer kopyasını defterlerine çıkardığı için takip edilebiliyor). Bilhassa Cleanthi Scalieri (dönemin ünlü masonlarından biridir) ile V. Murad arasında gerçekleşen yazışmalarda, alan dışı okuyucuların bile ilginç ve eğlenceli bulacağı detayların olduğunu söyleyebilirim.

Selahaddin Efendi’nin esaretten önce ve sonra çekilmiş olan fotoğrafları, bu esaretin yalnızca duygusal anlamda yıpratıcı ve yıkıcı bir esaret olmadığını göstermektedir.

Benim için konuşmanın en önemli noktalarından biri, Edhem Eldem’in Selahaddin Bey’in bize bıraktığı malzemelerde, örneğin günlüğünde her gün hava durumunu bile yazmakta olduğu ve ilgilenenler için bu verinin bile kullanılabileceğini söylemesiydi. Diğer bir deyişle, yalnızca tarihsel bir karakterin özel hayatına inip o karakterin bütün kariyerini alıp çok spesifik bir hayat dilimini yakalamak mümkün olduğu gibi döneme dair ilgimizi çeken başka detaylara ulaşmamız da mümkün. Bunun şöyle bir avantajı olduğu söylenebilir: Hem toplumsal bir katmanı bütünüyle inceleyebiliyorsunuz, hem de istediğiniz zaman tarihsel bir karakter üzerinden toplumsal mevzuların derinine inebiliyorsunuz. Bunun üzerinden dönemin haremine dair yeni çalışmalar bile yapılabilir (Edhem Eldem de bu konuda Fransızca bir makale yayımlandığını söylüyor). Yani Selahaddin Bey’in bize bıraktığı bu malzeme zihniyet tarihi açısından önemli. Özetle bu evraklar, Edhem Eldem için bir amaç olmaktan çok bir araç diyebilirim. Dönemle ilgilenen diğer araştırmacılar için de böyle olmalı. Bana asıl ilginç gelen, bu tür bir esaretin altında yaşayan bir ailenin üyelerinin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve sosyal ortama nasıl tesir ettikleri, esareti nasıl işledikleri, hatta bunun da ötesinde bu ortamda nasıl var oldukları… Burada söylenecek, keşfedilecek daha çok şey var. Bu yüzden Edhem Eldem de bu evrakların her birinin ayrı bir tez veya yayına temel oluşturabilecek ilginçlikte ve zenginlikte olduğunun altını çiziyor. Özellikle bazı mikro ölçekli çalışmalar için meydan tamamen açık. İnanıyorum ki, buradan çıkacak yeni araştırmalar tarih birikimimize çok şey katacak.

Örneğin bu ve benzeri belgelerden haremdeki kadınların hayatına ve V. Murad ile kurdukları ilişkiye, V. Murad’ın zihin dünyasına temas etmek mümkün görünüyor.

Edhem Eldem kendi merakını ve zevkini karşıladığı kadar, okuyucuyu da fazla teknik ve kuru kaçabilecek bir tarihine mecbur etmemiş olduğu için ayrıca takdir edilmeli diye düşünüyorum. Bahsi geçen evrakların devamı yine Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanacak ve ikinci cilt, Edhem Eldem’in müjdesine göre düşündüğümüzden daha kısa bir zamanda raflarda yerini alacak. Eğer henüz ilk cildi okumadıysanız, hala vaktiniz var.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s