Büyükbabam Recaizade Ekrem

Recaizade bedbaht bir koca, bedbaht bir babadır. Tam 40 sene ayrı geçen karı-koca hayatında Ekrem Bey gibi bir his adamının çektiği ıstırabı anlamak kolaydır.

Öldüğü zaman beş buçuk yaşında idim. “Beş buçuk” yaşında bir insanın hafıza kuvveti ne derecede olursa olsun hadiseleri, vakaları, hatıraları, hele “Üstad Ekrem” gibi bir kimsenin şahsiyeti hakkında tesbitleri elbette itimada şayan olamaz. Bununla beraber, benim büyükbabam hakkındaki onun vefatından bugüne kadar geçen kırk yıl içinde yakınlarımdan ve yakınlarından dinlediklerim, öğrendiklerim, onu tanıyıp layıkıyla hikaye etmeme imkan verecek derece olmasına rağmen bu satırlarımda Recaizade Ekrem’in yalnız ve yalnız “Büyükbaba” olarak bende bıraktığı ve bir kimsenin anlatışından değil, kendi minimini kalbimin ve gözlerimin eseri olan tesirleri huzurunuzda serpiştireceğim. Recaizade bedbaht bir koca, bedbaht bir babadır. Ayrı bir yazıma mevzu edeceğim “fevkalade insan” babaannemin emsalsiz olgunluğuna rağmen tam kırk sene ayrı geçen bir karı-koca hayatında Ekrem bey gibi bir his adamının ne türlü ıstırap çektiğini kestirmek kolaydır. En kıymetlisi değil, fakat en sevgilisi “Nejad”ını kaybettiği için de bütün ömrü derin bir yeis ve bedbini içinde geçen üstad, dört evladından hayatta yegane kalan “Ercümend”inin ilk mahsülüne mübalağalı bir muhabbetle bağlandı. Ekrem Bey’in titizliği ve temizliği antolojilere geçecek ölçüdedir. Zarafetini ve kibre yakın ciddiyetini ilk defa “Muvakkar”ı için feda etmekten çekinmemiştir.

Affedersiniz, “kokuşmuşlar” diye adlandırdığı ayaklarımı avuçları içine alır; “Bunlar üşümesin… Kış günü çocuğu hasta edecekseniz” diyerek dakikalarca sıcak koynunda muhafaza eder, arada hasıl olan ıslaklık (!) da mazur görülürdü.

İnce, terbiyeli, soğukkanlı ve çok ciddi olan büyükbabam çok sevdiği gelinine ekseriya Fransızca olarak benim hakkımda alakasını belirtir, yiyeceğim, giyeceğim, bakımım ile yakından meşgul olurdu.

Bir gün hizmetkarlardan birine kızıp yumruğumu cama indirmiş ve parmaklarım kana bulanmıştı. Ekrem Bey ağır hasta ve yatağından çıkması doktorlarca menedilmişti. O “Muvakkar”ının acı acı feryadını duyar duymaz yatağından fırlamış, aşağı inerek torununu kucaklamış ve yarasının pansumanını bizzat yapmıştı.

Çok iyi hatırladığım bir hadise de şudur: Feriköy’deki konakta o yine hasta ve odasında istirahatli idi. Ben bahçede oynarken büyük bir havuza düştüm. Merdivenleri koşarak inmiş ve beni kucaklayıp odasına götürmüştür.

Ölüm döşeğinde idi. Arkasında bıraktıklarına hususi, içtimai, edebi ve siyasi hayatından bazı sırlar, emanetler ve temenniler ifade etmesi beklenirdi. Onun yanındakilere son sözü:

-Muvakkar’a iyi bakın! olmuştur.

Allah gani gani rahmet eylesin!..

Yazan: MUVAKKAR EKREM TALU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s