Don’t Look Now (1973)

Geçtiğimiz ay yine bir Daphne du Maurier uyarlaması olan The Birds (Kuşlar) ve onun film uyarlaması üzerinden korku sinemasının en önemli ve temel unsurlarından biri olan “tekinsizlik” hissinin kuruluşuna ve Mark Fisher’ın tekinsizlik tanımlarına değinmiştim. Bu yazıda da yine bir Du Maurier uyarlaması olan Don’t Look Now (1973) (Türkiye’de Karanlığın Gölgesi adıyla yayımlanmıştır) filmini Mark Fisher’in getirdiği çerçevede incelemenin filmi daha açık bir yapıt haline getireceğini düşündüm. Öncellikle Don’t Look Now‘ın konusunu sonra tekinsiz hissini yaratan parçalarını inceleyelim ve hissikablelvukunun gücünün ve işleyişinin nasıl tedirgin edici ve tekinsiz bir anlam alanı oluşturduğunu/oluşturabileceğini görelim. Don’t Look Now‘ın en güçlü yönü, filmin görsel dilinin başından sonuna huzursuzluk uyandırmadaki başarısıdır. İnsanı inatla büyülemeye devam eden de budur, yani Nick Roeg’in sıklıkla tekrarladığı “kırmızı” renk kullanımı ve imgelerle hissikablelvukuyu somutlaştırmasıdır. Bu anlatı bizi, güvenli hissettiğimiz alanın uzağına, yabancı, eğreti, rahatsız edici bir anlam alanına taşır. Böylece tekinsizlik adım adım, Roeg’in tercihleriyle (paralel anlatımlar, ön-canlandırmalar, görsel ve işitsel yankılarla) izleyicinin dünyasını işgale başlar.

Örneğin filmin hemen başında John’un slaytlarında gördüğümüz, kanı andıran kırmızı leke John’un kızının bize önceden canlandırılışıdır. Çünkü kızın ölüm anında üstündeki yağmurluğu da bu renktedir. Fakat bu tek ön-canlandırma değildir. Zira izlediğimiz John’un kızının kaderi değil John’un kaderidir. Roeg’in anlatım tekniğiyle kader kavramı gözle görülür bir tehdit haline gelir. Öyle ki, bu tehdit neredeyse bir slasher filminden fırlamış bir katil gibidir. Final Destination serisindeki ölümü hatırlatır. Roeg’in kaderin işleyişini sunuş biçimi Don’t Look Now‘ı anıtsal bir korku filmi yapandır.

John ve Laura, yakın zaman önce bir hastalık sebebiyle kaybettikleri kızlarının acısını hafifletmek üzere Venedik’e gelen evli bir çifttir. Venedik’de hayata yeni bir sayfa açmak isterler. Farklı bir yerde yaşamanın eski anıları hafifleteceğini düşünürler. Fakat anılardan, bilhassa kaderden kaçmak düşündükleri kadar kolay olmaz. Öğle yemeği için bir restoranda oturdukları sırada tuhaf iki kız kardeşle karşılaşırlar; kız kardeşlerden kör olan (medyum olduğunu öğrendiğimiz) ölmüş olan kızın tam da acılı çiftin ortasında oturmakta olduğunu gördüğünü söyler. Laura inanılmaz mutlu olur ve kız kardeşleri takıntı haline getirir, John ise şüpheci ve saldırgandır; kız kardeşlerin, Laura’nın acısını sömürdüğünden emindir. Fakat asıl korkmaları gereken ne Laura’nın kandırılıp kandırılmadığı, ne de Venedik’de gerçekleşen tuhaf cinayetlerdir. Donald Sutherland ile Julie Christie tarafından başarıyla canlandırılan John ve Laura sıklıkla yollarını kaybeder, istemeden daha yeni ayrıldıkları mekanlara geri döner, adımlarını tekrar ederek aynı şeyi yineler, şehrin sokaklarında dolanıp dururlar. Fakat yalnız değillerdir, bize tekinsiz ve tuhaf gelen, hakkında çok az şey bildiğimiz “kader” de onlarla birliktedir. Film bunu, bir mumun sönmesi gibi küçük sinyaller ile gösterir. John yine de henüz inkar evresindedir. Filmdeki piskopos karakterinin de dediği gibi “dinlemeyi bırak”mıştır. Diğer bir deyişle, çevresinde olup bitenler için metafizik olmayan bir izah arayışındadır. Altıncı hissinin gücünü keşfetme ve kabullenme cesareti gösteremez. Yüzleşmekten korktuğu için Venedik’i terk etmemekte diretir. Çok geçmeden çift, İngiltere’de okuyan oğullarının da hasta olduğunu öğrenir ve Laura’nın onunla ilgilenmek üzere eve dönmesine karar verir. Laura’nın Venedik’i terk etmesiyle birlikte John’un etrafında gerçekleşen olaylar daha tuhaf ve tekinsiz bir hal alır. John şehirde turlarken, Laura’yı kız kardeşlerle birlikte bir vaporettoda gördüğünü sanır. Bir tuhaflık olduğunu düşünür, panik içinde polise gider, zira kız kardeşlerin Laura’yı kaçırdığını düşünmüştür. Fakat hemen ardından Laura’nın planladıkları gibi eve geri döndüğünü öğrenir; John da utanç içinde polise yanıldığını söylemek ve kız kardeşlerden özür dilemek zorunda kalır. Kız kardeşleri evlerine bıraktıktan sonra bu sefer de küçük bir çocuğun bir adam tarafından kovalandığını görür. Bu fail kimdir? Venedik bir seri katilin tehdidi altındadır ve John da küçük çocuğun onun yeni kurbanı olacağından korkar. Ancak John yanılmıştır, küçük bir çocuk sandığı kişi kana susamış bir cüce, muhtemelen de sözü edilen seri katildir; cüce, John’u yaralar. John ölmek üzereyken eşi Laura’yı kız kardeşlerle birlikte görmesinin bir hissikablelvuku olduğunu anlar; aslında üçünün yakın gelecekte, onun cenazesinde bir araya geleceklerini görmüştür. Ama bunu anlamakta gecikmiştir. Daphne du Maurier ve filmin yönetmeni Nicolas Roeg’in çalışmasını değerli kılan işte bu örgüdür. Dünyevi şeylerin ve tek düzeliğin getirdiği kaba sınırlarını düşmanca bir bakışla değil bir içgörüyle bozmuşlardır. Hayatımızı ve dünyayı yöneten bazı “şeylerin” veya “güçlerin” olmasından daha tekinsiz, daha tuhaf ve daha korkutucu olan nedir?

Bütün bir film kaderin pençesinde olduğumuz hissiyle bizi sıkıştırır. Bizzat kadere, yani alfabeden bağımsız bir var oluşla yazılmış olan kadere yapılan vurgu, yaratılan gerilimin ana unsuru haline gelir. Tıpkı Stanley Kubrick’in The Shining‘de (Film Türkiye’de Cinnet adıyla vizyona girmiştir) olduğu gibi ana erkek karakterimiz yüzleşmekten korktukları ve teslimiyeti kabullenemediği için kendi sonunu hazırlar. Zaten bu sondan kaçmasının da bir yolu yoktur. Bu onun kaçınılmaz sonudur. Bir diğer deyişle, film hissikablelvukunun gücünü küçümsemenin dahası inkar etmenin, öngörülen olayın veya olayların gerçekleşmesine nasıl da katkıda bulunduğunu anlatır. Daphne du Maurier ve Nick Roeg’in yarattığı evrende, eylemlerimiz tam olarak aşina olmadığımız bazı güçleri beslemektedir.

Kaderin pençesinde oluşumuz hissiyle bizi sıkıştıran ve ezen Don’t Look Now, yarattığı kusursuz tekinsizlik hissi, yaratıcı kader anlatısı ve birbirinden ünlü korku filmlerinin de müziklerine imzasını atmış Pino Donaggio’nun dokunuşlarıyla benim için 70’lerin en başarılı ve unutulmaz korku filmlerinden biridir.

Kimler izlemeli? Daphne du Maurier okurları ve bilhassa Avrupa korku sinemasını sevenler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s