Nahid Sırrı Örik ve Yıldız

Nahid Sırrı Örik, 22 Mayıs 1895’de İstanbul’da Ihlamur’dan Yıldız Sarayı’na giden yokuşun dönemecinde, o yıllarda adına “Taş Karakol, Beyaz Karakol veya Süslü Karakol” denilen karakol binasının karşısında bulunan büyük ve ahşap, üç katlı bir evde doğmuştu. Bu yüzden Yıldız, her ne kadar benim hayatımda anlamlı ve önemli bir yer teşkil ediyorsa onun hayatında da böyle bir yer teşkil etmekteydi. Nihayetinde dünyaya gözlerini bu mahallede açmıştı. Nahid Sırrı’yı hikayeleri ve romanlarıyla tanıdıktan sonra onu benim nezdimde yücelten diğer yazılarına Taha Toros’un kişisel arşivinde denk gelmiş, İstanbul ve edebiyat hakkındaki dağınık bazı yazılarını okumuştum. Sonrasında bu yazıların bir kısmının toplandığı kitapları edindim: İstanbul Yazıları, Anadolu’da Yol Notları, Bir Edirne Seyahatnamesi ve Tarih Yazıları. Bu çalışmalarından bilhassa İstanbul Yazıları’nı dikkatle okudum ve tetkik etme ihtiyacı duydum. Zira her çalışmasında olduğu gibi bu çalışmasında da (belki de en çok bu çalışmasında) yaşadığı yere duyduğu saygı apaçık görülüyordu.

Nahid Sırrı’da en sevdiğim ve takdir ettiğim yönü de bu muhafazakarlığıydı: “En kıymetli servetimizi teşkil eden İstanbul’un güzelliği üzerine hassas ve kıskanç bir kalpte eğilen her Türk, onun misilsiz hatlarındaki ahenge yapılacak hiçbir tecavüze müsaade etmemelidir.” Fakat ne yazık ki, onun bu ikazı dikkate alınmamış, Yahya Kemal’in çok sevdiğim deyimiyle “kör kazma” İstanbul’un tüm mazisini ve bu mazinin taşıdığı hikayeleri, bilhassa bu hikayelere sahip olma güzelliğini ve ayrıcalığını delik deşik etmiştir. Yalnız Yıldız’ın değil (ki Yıldız İstanbul’un birçok mahallesinden daha şanslı bir durumdadır), tüm İstanbul’un mimarisi ve beşeri manzarası bozulmuştur. İstanbul’un altyapı sorunları, boğaz meseleleri veya ulaşım sorunları içinden çıkılmaz bir hal almış, değerli muharrirlerimizin çeşitli mecmualarda ve gazetelerde, köşelerinde dillendirdikleri önerilere ve uyarılara kulak verilmemiştir. Şimdi işitilmeyen tüm bu sesler, bu sayfalarda birer anı halini almıştır. Örneğin Nahid Sırrı’nın en çok işitilmesini istediğim yazılarından biri “Boğaziçi Müzesi”dir. Bu yazıda Nahid Sırrı, bir Boğaziçi Müzesi’nin teşkilinin zaruriyesini şöyle anlatmaktadır: “Bu müze tabiidir ki, evvela boğazın ilham ettiği ve edeceği bütün tablolara, desenlere, eski Boğaziçi’ne ait garp resimlerinin röprodüksiyonlarına ve eski Boğaziçi’ni pek çoğu yıkılmış yalılarıyla gösteren fotoğraflara ait bir kısmı ihtiva edecek; ikinci bir kısım, eski binaların mahvolmaktan kurtulmuş ve kurtarılacak tavan ve kapı gibi ziynetli parçalarına ve bütün bir medeniyeti canlandıran türlü kıymetli eşyasına -bu meyanda eski Boğaz kayıklarına- ait olacak; üçüncü bir kısımda, Boğaziçi’nin Türkçe’de ve her lisanda -vehleten tahmin edilemeyecek kadar çok miktarda- muharrire ilham etmiş bulunduğu eserleri toplayacaktır.” (Tanin, “Boğaziçi Müzesi”, nr. 847, 8 Ocak 1946, s.2) Fakat hayatı boyunca dile getirdiği bu projesi için kimse kollarını sıvamamış, Türkiye’mizin kültür ve sanat hayatıyla yakınen ilgilenen sayılı zengin aileleri bile bu projeyi hayata geçirmemiştir.

Örik “Yıldız’a Giden Otobüs” adlı yazısında Yıldız’ı şöyle anlatıyor: “Yıldız semtine artık otobüs işlediğini epeydir biliyor ve yıllar, uzun yıllar önce hayata gözlerimi açtığım bu semte, bir otobüse de binerek gitmeyi arzu edip duruyordum. Kısmet düne imiş. Dün öğleden sonra, Aksaray’dan hareket ettiğini bildiğim bu otobüsü, Divanyolu’nda, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa Türbesi’nin önündeki durak yerinde beklemeğe koyuldum. Fakat her tarafa otobüs işleyen tramvay ve otobüsler vızır vızır gidip geldikleri halde, bizim otobüs tam kırk beş dakika bir türlü gözükmedi. Göğsümde ‘bu adam bir türlü gelmeyen Yıldız otobüsünü bekliyor’ diye bir yazı olmadığı için kaldırım üzerinde kazık gibi dikilip durmaktan artık pek sıkılarak bu işten vazgeçmek üzere idim ki, nihayet yetişip geldi. Yıldız’a otobüs her saatte bir gidermiş. Yine talihim varmış ki, intizara bu vaktin bir çeyreği geçtikten sonra başlamışım. Harb-el-lüzûm Karaköy’de az ve Beşiktaş’ta bir hayli bekledikten sonra, eskiden cuma selamlığına giden askerlerin çıktıkları yokuştan, sarayın kenarına vardık ve oradan caddeyi takip ederek, müntehayı teşkil eden Abbasağa Mezarlığı’nın başında durduk. Bütün konakları vereseler, vergi vermemek için yıktırmışlar. yeni tek ev yapılmamış. Balımsız sokaklarda, başıboş çocuklar oynuyor. Doğduğum ev ise artık yıkılacak bir hale gelmiş. İstanbul’un muhakkak ki en güzel ve havadar semtlerinden biri olan zavallı Yıldız, öyle ölü bir halde ki, saatte bir işleyen otobüs oraya benimle beraber ancak üç kişi indirebilmişti. Manzarası biraz da Çamlıca’yı hatırlatan bu çok güzel semti canlandırmak için yine kumarhane açmaktan başka bir çare acaba yok mudur?” (Son Telgraf, “Yıldız’a Giden Otobüs”, nr. 510, 8 Ağustos 1938, s.2.)

Yıldız Parkı (1897), Hüseyin Zekai Paşa, Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu.

Bugün Yıldız’ın bir otobüs sorunu kalmamıştır. Semt bir zamanlar olduğu gibi ölü değildir. Yıldız mahallesi Nahid Sırrı’nın anlatımlarının uzağında, farklı bir çehreye bürünmüştür. Bugün doğduğu evin bulunduğu sokağı ve mahalleyi görse çok farklı hislere bürünürdü diye düşünüyorum. Fakat yine memnuniyetsizliğini dile getirecek bir köşe yazısı kaleme alacağından şüphem yok. Zira eski ve bakımsız evler yerini birbirinden çirkin apartman dairelerine bırakmış durumda. Nahid Sırrı’nın yazılarından hissedilen odur ki, mazi itibarını kaybetmiştir. Bu hissiyatı yansıtan bir diğer yazısı da “Çöken Bir Semt İçin” adlı yazısıdır:

“Uzağında geçmiş bir müddet sonu İstanbul’a her dönüşümde, Yıldız tepesine çıkan yokuşlardan birini mutlaka tırmanarak yarım asrı artık bulan bir zaman önce, içinde dünyaya geldiğim evi tavaf etmek adetimdir. Biz bu evden, ben yedi sekiz yaşında iken ve fazla eskiliğinden dolayı çıkmışız. Bu cihetle, her sefer artık yıkılmış, hiç değilse kısmen çökmüş olacağını düşünerek ona yaklaşır ve her seferi: ‘-Merak etme, ben seni de eskitirim!’ manasını taşıyan müstehzi bir bakışla, sanki beni karşıladığına hükmedenim. Bu defa İstanbul’a artık bir daha ayrılmamak kararıyla döndüğüm için ziyaretinde gecikmeyi mahzurlu saymadım. Fakat asıl sebep, belki de, artık onu mutlaka yıkılmış bulmak korkusu idi. halbuki doğduğum ev, beni bir kere daha ayakta karşıladı. Hatta orta katının pencereleri perdesiz olmasına mukabil, üst ve alt katları meskundu. Lakin tekmil Yıldız semtini her zamandan daha bakımsız ve harap, nerede ise tamamen çökecek bir halde gördüm. Hamidiye Camii meydanıyla, doğduğum ev ve eskiden ‘Süslü Karakol, Yeni Karakol’ denen ve şimdi feci bir manzara alan bina arasında dolambaçlı ve vaktiyle alaylar ve dizi dizi arabalar geçidi yolda, tek kaldırım taşı kalmamış. Serasker Rıza ve Mabeyinci Ragıp Paşa’ların konakları yıkılıp, bahçelerini vahşi otlar bürümüş. Birçok ev oturulmaz hal almış ve nasılsa, bütün bu harabe ortasında, bir tek yapının, iki katlı ufak bir kargir binanın duvarları yükseliyor. Bu duvarlar da, insana tekmil olup olmayacaklarında pek mütereddit gibi bakmaktalar: İstanbul’un en güzel manzaraları ve en havadar semtlerinden biri olan Yıldız, sanki bu şehre ait değilmiş ve bu şehrin bir parçası değilmiş gibi bakımsız ve metruktur. Abbasağa Parkı’nın başındaki küçük kahvede bir müddet oturup eski mazi günlerine daldığım sırada, bundan yedi sene kadar evvel yine, Yıldız’ın sessizliğinden ve haraplığından bahseden bir yazı yazarak, otobüslerinin Taksim’e ve Aksaray’a ancak saatte bir kalkmalarından şikayet ettiğimi hatırladım. Halbuki harbin galiba ikinci senesinden itibaren, bu seferler de yapılmaz olduğu için, hiç değilse sekiz yüz hanesi olan Yıldız semtinin şimdi bütün emeli, otobüsün yine saatte bir sokaklarında görünmesini temin etmekmiş. Yıldız eski ikbal ve ihtişam günlerinin kefaretini ödüyor mu diyecektiniz? Değil, çünkü Sultan Hamid’in en tantanalı günlerinde de, birkaç konaktan sarf nazar burada orta halli, hatta tamamen kendi hallerinde insanlar otururdu ve bu semt mesela Nişantaşı’nın ikbalini hiç bilmedi. Daha da çöküp tamamen harap olmadan, ona hiç değilse iki otobüsünü iade edelim.” (Tanin, “Çöken Bir Semt İçin”, nr. 695, 4 Ağustos 1945, s. 2.)

Nahid Sırrı Örik, ısrarla Yıldız’ın kaybedilen çehresinin yeniden diriltilmesini ve muhafaza edilmesini söyler. Yıldız ihmal edilmiştir ve bu yanlıştır. Bu semtin bir zamanlar kaderine terk edilmesinin bir sebebi de dönemin iktidarının buranın maziyle olan güçlü bağını koparma isteği olabilir. Yıldız yalnızca Sultan Hamid’in istibdatını değil aynı zamanda Osmanoğlu hanedanının izlerini de diğer birçok semtten daha fazla taşımaktadır. Bu yüzden yalnızca Yıldız Sarayı ve çevresi değil, Çırağan Sarayı ve çevresi de bir müddet kaderine terk edilmiştir. Peki, bu yanlıştan dönülmüş müdür ve ya ne kadar dönülmüştür? Günümüzde de ne yazık ki, buralar tam anlamıyla halka açılmış değildir. Her ne kadar bu Yıldız’ı halkın istilasından korumuş olsa da bir diğer yandan halka da kapatılmıştır. Yıldız Sarayı yıllardır süren restorasyon ve Cumhurbaşkanlığı’na devredilişi ile kısmen halktan kopartılmış, Çırağan Sarayı ve çevresi ise sadece seçkin ve zengin bir zümrenin vakit geçirebildiği, halkla boğaz arasına çekilmiş bir duvar görevi görmeye başlamıştır. Yalnızca Denizcilik Lisesi, Beşiktaş Anadolu Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi bu duvardaki bazı oyuklar olarak görülebilir. Fakat günün sonunda, bu oyuklardan boğaza ulaşabilmenin yolu da iyi bir eğitim almaktan geçmektedir. Peki, o iyi eğitimi sağlayan nedir? Evet, doğru tahmin ettiniz. Bu sorunun cevabı dünden bugüne pek değişmemiştir. Paradır. Uzun lafın kısası, bugünkü Yıldız da Nahid Sırrı Örik’in hayalini kurduğu Yıldız değildir. Bugün Yıldız, Beşiktaş Çarşı’nın keşmekeşinden kurtulmayı başarmış küçük bir mahalleden ibarettir. Mahallenin maziyle olan bağı kesilmiş, atılmıştır. Maziyi yaşatan ve hatırlatan bazı eserler bulunmasına rağmen bu eserler de oranın sakinlerinden kopartılmaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s