Yeremya 8:15

Dün bana, ben kendimi idare edemiyorum, beni bırakma, demişti. Etindeki iltihaptandır diye düşündüm, ciddiye almadım. Sonra eğer emri hak vaki olursa, beni Yahya Efendi’ye gömün, dedi. Hep oraya gömülmek istediğini söylerdi. Sonra Yahya Kemal’den bir şiir okudu, neydi… Hah! Hatırladım. Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek ne hazin… Buna bir çare yok mudur ya Rabbülâlemin… Etinin iltihabı ruhuna mı geçti Veli Bey, dedim. Okuduğum kitaplar, beğendiğim muharrirler, ardından baktığım dünya öyle sisliydi ki, hayat pis ve ağır bir yükten başka bir şey değilmiş gibi tereddüt ve inançsızlık içinde yaşıyor, yaşamak için en ufak bir çaba gösterenden tiksiniyordum. Ne fena! Daha geçen gün “Saadet bize layık bir ideal değil” demiştim. Dahası dediğime de canı gönülden inanmıştım. Ne fena! O da bana bilmem hemen mi, birkaç saat sonra mı, bazı hakikatlere vaktinden evvel erdiğimi sandığımı, bu yüzden böyle şımardığımı, şımarık bir veletten farkımın kalmadığını söylemişti. Bağırmıştı, hatırlıyorum, muvazenesi bozuk teneke, diye bağırmıştı. Ne fena! Bitti mi, bitmez, bütün gün söylenip durmuştu. Dünya birdenbire değişmiş, aklı başında, eğitimli insanlar birdenbire kendini başka, bambaşka işlere vermiş, miş de miş. Ne fena!

Şimdi Veli Bey’in başı masasına düşmüş, iltihabında kanama var, elleri buz gibi. Hasta, cılız ve solgun bir ilahın Michel Ange’ın bir levhasında çarmıhta gerili olduğunu görmekten farksız bir his… Hemen önünde torununa yazmakta olduğu mektup duruyor. Bir şiirle bitirmek istemiş besbelli:

“Nasranî bir edâ gözlerinde
ben mes'ud kıyıları gezdim bu akşam..."

Fakat bu ceset hiç de mesut bir adamın cesedine benzemiyor. Dizlerimin bağını çözen yeni bir hayatın başladığını düşünmem mi yoksa eski bir dünyanın hemen burada bitişi şahit olmam mı, bilmiyorum. Veli Bey’in parmaklarının arasından yuvarlanıp kapının eşiğinde duran, sanki bu odadan, hatta evden ayrılmak isteyen dolma kaleminde gördüğüm harap vakit… Kalemin kapının eşiğinde duruşunda bir hayat, müşahede ve üslup… Veli Bey’in odasında şöyle yirmi, otuz parça var ki hayale can verir, bilenler bilir. Bu odada sabrın yarattığı güzellik var. Zannederim ki bir hayatın esas farikasını veren şeylerden biri de insanın sabrının yarattığı güzellik dünyasında bulduklarımız… Fethedilmeyen. Fethedilmeyenler, bir anlamdan ve terkipten yoksun gürültüler içimde büyüdükçe büyüyor. Şefaatini umduğun yüce bir turna göçüp gitmiş. Ne fena! Şimdi kim gecenin sonunda bir seher, kışın sonunda bir bahar, her şeyde güzel bir anlam bulacak? Veli Bey de söylemezse, nereden bileceğim şu duvarın bir bahçeyi müjdelediğini, neye gebe kalacağını yarının? Ne fena! Yoksa aklın hükmünün kalktığı bir sarhoşlukla mı arşınlayacağım odayı? Ne fena!

Fakat Veli Bey, bu ceset hiç de mesut bir adamın cesedine benzemiyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s