Düzensiz Kitaplık’la Söyleşi

Salt Muharrir’de yayımlanan röportaj serisi ile kültür sanat alanında üretim yapan amatör veya profesyonel isimleri ve işleri sizlerle tanıştırmak istemiştim. Bu hayal gerçekleşti. Röportaj serimizin ikincisine, bizi kırmayarak sohbet teklifimizi kabul eden Talat Çelik ve Beyza Çemberci konuk oldu. Birlikte podcastlerin geleceği, projeleri ve edebiyat üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Umarım siz de bu sohbetten en az bizim kadar keyif alırsınız.

Mustafa Türkan: Bu söyleşiler de en hoşuma giden söyleştiğim kişilerin sizin gibi anlayışlı ve kibar oluşu… Öncelikle söyleyişi kabul ettiğiniz ve bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Son günlerde podcastlerin sayısında gözle görünür bir artış var. Sanırım tüketiminin arttığını da söyleyebiliriz. Bu işten ciddi paralar kazananlar bile var. Mesela Patreon’da Chapo Trap House isimli bir podcast ayda 168K$ kazanç sağlıyormuş. Böyle bir ortamda, Düzensiz Kitaplık nasıl ortaya çıktı? Oluşum ve gelişim sürecini bizzat sizden dinleyebilir miyiz? 

Düzensiz Kitaplık: Öncelikle merhaba diyerek başlayayım. Evet, özellikle karantina sürecinde insanlar evde kaldıkça üretmeye odaklandı. Sanırım bu yüzden podcast üretimi ve tüketimi canlandı. Biz, önce işe YouTube’a video çekmek için başlamıştık. İki video da çektik. Biri Shakespeare diğeri Melih Cevdet hakkındaydı. Fakat video işini taşıyabilecek teknolojik donanımımız olmadığı için uzun bir süre kanal boş kalmıştı. Daha sonra yukarıda bahsettiğim, “karantinada canı sıkılanlar” kervanına katıldık ve Düzensiz Kitaplık’ı podcast olarak çekmeye devam ettik. Muhtemelen para kazanmayacağız, zaten böyle bir amacımız da olmadı pek. Amacımız bizde olanları üç-beş kişiyle de olsa paylaşmak ve can sıkıntımızı gidermekti. Ortaya böyle bir şey çıktı. Zaten dinleyenler de bu işle profesyonel olarak uğraşmadığımızı anlamışlardır. Kendimiz olarak insanlara ulaşabildiysek ne mutlu bize.

Mustafa Türkan: “Sıkı can iyidir” diye boşuna söylemiyorlarmış öyleyse… Bildiğiniz gibi ben de sıkı takipçilerinizden biriyim. Bilhassa sizin yaptığınız alanda hem Youtube kanalı hem de podcast olarak bir eksiklik söz konusu diye düşünüyorum. Edebiyat biraz üvey evlat muamelesi mi görüyor, yoksa eski cazibesini mi yitirdi, bilmiyorum. Belki de tarih disiplini gibi ırzına geçilip bir talk show haline gelmediği için sevinmeliyiz. Podcast mevzusuna geri dönersek, konuları nasıl belirliyorsunuz? Bir podcast bölümü için haftalarını harcayanlar olduğunu duymuştum. Sizde durum nasıl? Elbette maddi ve manevi imkanlar kişiden kişiye, kurumdan kuruma değişiyor; fakat geriye dönüp baktığınızda, dinleyicilerle paylaştığınız bölümler için ne kadar zaman ve emek harcıyorsunuz?

Düzensiz Kitaplık: Aslında yalnızca çekeceğimiz podcast bölümü için hazırlandığımız olmadı. Yani, elbette önden bir hazırlık yapıyoruz ama bizde durum genelde şöyle oluyor: Bir kitap okuyoruz ya da bir okuma dizisini tamamlıyoruz, sonra da “bunun yayını çekilir” deyip çekiyoruz. Hali hazırda okuma sürecinde aldığımız notlara başvuruyoruz, hem çekerken hem çekmeden önce. Bu yüzden bir yayına üç gün hazırlanıyoruz gibi bir cümle kuramam şimdilik. Hazırlanma süreci kendiliğinden gelişiyor demek daha doğru olur. Aslında bence eğlenceli olan da bu. Bir nevi kendini test etme, kendine meydan okuma. “Bu kitabı okudum diyordun ya, okuduysan anlat bakalım şimdi 40 dakika boyunca” minvalinde bir meydan okuma.

Mustafa Türkan: Podcast yayını yapmak başlı başına bir meydan okuma desek abartmış olur muyuz, ne dersiniz? Zira belki de podcast yayını yapmak isteyip de buna cesaret edemeyen birçok okuyucumuz ve takipçimiz olabilir. Bunun başlıca sebeplerinden biri de podcastin henüz Türkiye’de kitlesini yaratabilmiş bir alan olarak görülmemesi diyebiliriz. Podcast yayınlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bunu şu yüzden soruyorum; tükettiğim içeriğin kalıcı olması benim için önemli bir detay… Bunu önemseyen biri için yazı buna imkan verirken ses ve görüntü bu işi zorlaştırıyor, yani içeriğe geri dönüp bir bilgiyi tekrar bulmak zor oluyor. Siz podcast yayını yapmanın artılarını ve eksileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Düzensiz Kitaplık: Evet, yayın kesinlikle içinde bir tedirginlik barındırıyor. Acaba burada yanlış bir şey mi söyledim, gibi evhamlara devamlı kapılıyoruz. Podcast yayınları bana hep radyonun devamı olarak gelmiştir. Radyo nasıl tükendiyse podcastte bir gün tükenecek sanırım. Çünkü imajlarla yaşamayı her ne kadar reddetsek de onlarla yaşamaya alıştık. Yemek yerken bir videoyu bir podcaste tercih ediyoruz çoğu zaman. Görüntü olmayınca hitap ettiğiniz kitlede büyük bir düşüş yaşanıyor. Hele ki bizim gibi işin amatörü olan oluşumlar için. Esprisini bazen yaparız, “bizi üç kişi dinliyor” diye. Bu bir mübalağa olsa dahi eğer yeni başladıysanız ve sizin tanıtımınızı yapacak, sizi geniş kitlelere duyuracak bir çevreniz yoksa 30-40 dinlenmeyi geçemiyorsunuz. Bence podcastin tek eksisi bu. Çünkü bu işi söyleyecek sözü olanlar yapıyor. Söylediği söz insanlara ulaşamayınca da heves kırıyor. Bunun dışında en güzel yanı da gelen olumlu yorumlar. İnsanlara beş dakika da olsa bir şeyler anlatabildiysek ne mutlu bize.

Mustafa Türkan: Lafı ağzımdan aldınız, ben de tam işin karşılığını almaktan bahsedecektim. Günün sonunda uğraştığınıza değdiğini düşünüyor musunuz? Bunu şu yüzden soruyorum, edebiyatla benim gibi alaylı bir şekilde ilgilenmediğinizi biliyorum. Bunun eğitimini de alıyorsunuz. Yani konuştuğunuz konularla profesyonel olarak da ilgileniyorsunuz. Aldığınız eğitim sizce bu işe nasıl yansıyor? 

Düzensiz Kitaplık: Elbette değdiğini düşünüyoruz. Dinleyicilerden aldığımız tepkiler de tabiri caizse üzerine kaymak oluyor. Edebiyat kısmına gelecek olursak, çektiğimiz yayınların çoğunu ilgi alanlarımıza uygun olarak çekiyoruz. Misal Beyza, yeni edebiyat alanında yayınlar çekerken ben folklor, halk bilimi alanında çekiyorum. Yani bu işe başlarken ne öğrendiysek, ne bildiysek anlatalım diye başladık. Okulda öğrendiklerimizin de buna büyük bir katkısı oluyor.

Mustafa Türkan: Folklor ve halk bilimi demişken Eski Türk Edebiyatı’nın sizce akademideki durumu nedir? Geçtiğimiz yıl Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünün tanıtımında, bilhassa Eski Türk Edebiyatı alanında bölümün zayıf kaldığı, bu açığın kapatılacağı söylenmişti. Yüksek Lisans başvurularında da Yeni Türk Edebiyatı’na olan ilgi biraz daha fazla gibi görünüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Eski Türk Edebiyatı’nın üniversitedeki durumu nedir? Bir ilgisizlik var mı? 

Düzensiz Kitaplık: Aslında dünden bugüne eski edebiyat alanında çok büyük akademik eserler neşredildi fakat bu eserleri yazan bilim insanları henüz modernleşememiş bir Türkiye’de büyümüşlerdi. O günden bugüne kadar süregelen değişimlere bir göz atmak gerek. Her şeyden önce dilimiz değişti, kaideler değişti, insanlar değişti. Eski edebiyat yavaş bir alan. Çok fazla emek ve hakimiyet gerektiren bir alan. Osmanlı Türkçesi bileceksiniz, aruz bileceksiniz, Farsça-Arapça bileceksiniz, mazmun bileceksiniz ve bunları zihninizde hep diri tutacaksınız. Sanırım insanlar artık bunu beceremiyor. Eski şiire de ilgi duymuyor. Hatta şiire ilgi duymuyor. Fethi Naci’nin çok güzel bir tanımı vardır, “gücünü yitiren edebiyat” diye. Mevzu aslında bu. Edebiyat gücünü yitirdi. Yalnızca eski edebiyat değil, tamamiyle gücü biten bir edebiyat var artık.

Mustafa Türkan: Kaçınılmaz olanı ertelemenin veya reddetmenin bir manasının olmadığını mı söylüyorsunuz?

Düzensiz Kitaplık: Sonu ertelemeye ya da reddetmeye gerek olmadığı gibi çağırmaya da gerek yok. Gelecek malumumuz değil ki, belki bir gün edebiyat eski gücünü kazanır. O zaman hepimiz daha huzursuz insanlar oluruz fakat buna değer mi, bence değer.

Mustafa Türkan: Gelecek malumumuz olmasa da ben geleceğe dair bir soru daha sormak istiyorum. Düzensiz Kitaplık‘ın geleceğinde bizleri neler bekliyor? 

Düzensiz Kitaplık: Bunu yanıtlamak biraz güç. Ama devam ettiği yere kadar sürdürmeyi düşünüyoruz. Belki 100 bölüm, 150 bölüm, belki daha fazlası. Şartlar el verdikçe ilerleyebildiğimiz kadar ilerlemek istiyoruz. Aslında bizim bu işe ilk başlarken düşüncemiz konuklar almaktı. Yakın olduğumuz birkaç değerli insanla irtibat kuracakken virüs patlak verdi. Sağlığımıza ve normalimize kavuştuğumuzda en az iki ya da üç yayını çok değerli insanlarla çekmeyi düşünüyoruz. Belki bunu yaptığımızda tanınırlığımız da artar.
Ve bir şey daha eklemek isteriz. Biz podcast yayınlarına başladığımızda söyleyecek sözü olan herkesi davet etmiştik. Amacımız da insanların, bizim gibi öğrenci olup da anlatmak ve anlamak isteyen insanların bizimle irtibat kurup konuşmasıydı fakat henüz böyle bir durumla karşılaşmadık. Bu konuda biraz üzgünüz de. Umarım bu söyleşi de konuşmak isteyen herkese cesaret verir. Konu, fikir, kişi ayırmaksızın konuşmaya davet ediyoruz. 

Mustafa Türkan:  Umarım bu söyleşi vesile olur. Söyleşinin yavaş yavaş sonuna gelmeden önce son zamanlarda çeşitli mecralarda sanatçılara Proust Anketi’nden sorular soruluyor. Ben de oradan seçtiğim bazı soruları izninizle size sormak istiyorum. İkinizden de ayrı ayrı cevap alacağım.

Düzensiz Kitaplık: Tabii.

Mustafa Türkan: En sevdiğiniz kelime?

T: Sevi.

B: Gözgü.

Mustafa Türkan: En nefret ettiğiniz kelime?

T: Son zamanlarda “hıfzısıhha”.

B: Düşünmedim.

Mustafa Türkan: En büyük kusurunuz nedir?

T: İnsanlara yardım etmek için yahut insanlarla iyi anlaşabilmek için kimi zaman kendimden feragat etmek.

B: Şeylere ve kişilere gereğinden fazla merhamet duymak

Mustafa Türkan: Size en fazla keyif veren kötü huyunuz nedir?

T: Tembellik.

B: İnatçı olmam.

Mustafa Türkan: Kahramanınız kimdir?

T: Sait Faik.

B: Annem.

Mustafa Türkan: Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?

T: Tevfik Fikret.

B: Adalet Ağaoğlu.

Mustafa Türkan: Nasıl ölmek istersiniz?

T: Hep büyük bir kayanın başımı ezmesi sonucu ölmeyi merak ederim.

B: Uyuyarak.

Mustafa Türkan: Her güzel şeyin bir de sonu oluyor. Benim için çok keyifli bir söyleşi oldu, umarım sizin için de öyle olmuştur. Podcastinizi dinleyecek insanlara gizemini bozmadan hem biraz podcasti, hem de sizi tanıtabildiğimizi düşünüyorum. Şimdiden okuru bol olsun. O zaman son sorumu da izninizle sorayım. Takipçiler olarak hepimizin takip ettiğimiz insanlardan veya oluşumlardan bir beklentisi oluyor. Sizin dinleyicilerinizden bir beklentiniz var mı? Veya bir isteğiniz? 

Düzensiz Kitaplık: Biz de çok teşekkür ederiz bu güzel söyleşi için. Umarım daha çok insan hem size hem bize bu vesileyle ulaşır. Dinleyicilerden tek bir beklentimiz var aslında. Biz her dinleyicimizin bir konuşmacı olduğunu da düşünüyoruz. Bu yüzden bize ulaşmalarını, konuşmak istedikleri her şeyi yayınlarda konuşmalarını istiyoruz. Sevgiyle kalınız.

Düzensiz Kitaplık ekibi kimdir?

Talat Çelik, 1999 yılında Sakarya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitimi devam ediyor. Öyküleri ve şiirleri hiçbir dergide kendine yer bulamadı. Fakat lise çağında Peron adıyla yerel bir edebiyat dergisi çıkarttı.

Beyza Çemberci, 1998 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenci.

Düzensiz Kitaplık‘ın podcast yayınları Spotify, Anchor, Google Podcast ve Youtube’da. Platform isimlerine tıklayarak Düzensiz Kitaplık‘a ulaşabilirsiniz. Talat Çelik ve Düzensiz Kitaplık‘ı Twitter’dan da takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s