Fahim Bey ve Biz’in Almancaya Kazandırılışı

Andreas Tietze’nin Abdülhak Şinasi Hisar’a yazdığı mektup (Taha Toros Arşivi).
Mouton & Co. yayınevi ile Abdülhak Şinasi Hisar arasında yapılan sözleşmenin bir nüshası (Taha Toros Arşivi).

FEHİM BEY VE BİZ ALMANCAYA ÇEVRİLDİ

Cumhuriyet devri şiir ve hikâyelerimizin yabancı dillere çevrildiği, tanınmış Avrupa dergilerinde basıldığı haberlerine, sanat der­gi ve sayfalarımızda, bir iki yıl var, sık sık raslıyoruz. Yabancı dillerde çıkan bu, günü­müz örnekleri o dillerin sanat erlerince, sa­nat çevrelerinde nasıl karşılanmakta, ne şe­kilde değerlendirilmekte; bunu bir araştırma genişliğine erişemiyen, haber çerçevesinde kalan o kısa notlardan öğrenemiyor isek de, gösterilen ilginin gün geçtikçe artışı, güveni­mizi destekliyor.

Bugün için Türk eserlerinin yabancı dille­re çevrilmesi çalışmaları, İki koldan yürüyor. Birincisi AvrupalIların yaptıkları çevirmeler; İkincisi doğrudan doğruya, yabancı dili ana­dilden çevirme yapacak kadar iyi bilen genç sanatçılarımızın çevirmeleri. Bir yandan, İstanbul’da Panayot Abacı’nın Ekim 1954 başın­dan beri çıkarmakta olduğu, Elen dilinde “Pirsos” aylık fikir ve sanat dergisinde her sayı genç edebiyatçılarımızın eserlerinden çevirmelere rastlayıp yine İstanbul Amerikan Koleji’nin bu yıl yayınlamaya başladığı “The Spectrum” edebiyat yıllığında günümüz ede­biyatından İngilizceye geniş ölçüde çevirme­ler buluyor; öte yandan Lütfi Özkök, Tahir Pamir, Turhan Doyran gibi İsveç’te, İtalya’da, Fransa’da bulunan genç sanatçılarımızın çalışmalarının da, Cumhuriyet devrinden İs­veç, İtalyan, Fransız dillerine yapılan çeviri sayısım hızla arttırdığını görüyoruz. Bütün bunlar yakın zamanda verimli sonuçlar ve­recek davranışlar olmakla beraber yazarları­mızı tanıtma, sanatlarını inceleme, eserlerini bütün olarak çevirme işlerinde, metodlu öncülükleriyle Alman bilginleri, yine başta geliyor.

“Tercüme” dergisinde yayınladığım bir ya­zıda (sayı 53-54, Aralık 1951. Ayrıca bak. Varlık, Mayıs 1951), Alman diline o güne kadarki Türk hikâye ve roman çevirilerinin tam bir listesini vermek istemiştim. O listenin öbür dillerdeki, çeviri toplamlarıyla karşılaştır­ma kabul etmez kabarıklığı, deminki yargı­mın doğruluğunu gösterir. O günden bu yana bu listeye gerek şiir, gerek hikâye kolların­dan yeni eklemeler oldu. Bu yazıda bunlar­dan yalnız Prof. Schimmel – Tarı (Annemarie Schimmel) in büyük bir Doğu şiiri anto­lojisinde Türk şiirine ayırttığı bölümün önemine işaretle yetiniyor (bk. Varlık, Şubat 1953), bu yazımda asıl, Türkçe’den Almancaya son çeviriler arasında, bütün bir kitap olarak “Fahim Bey ve Biz” üzerinde durmak istiyorum.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın “hikâye” adını verdiği bu romanı, 1941’de çıkmıştı. Sevimli kahramanı Fahim Bey, Hüseyin Rahmi’nin alt katları yansıtan romanlarına paralel ola­rak; kayıp, eski, bugün masallaşmış İstanbul’un orta ve yüksek katlara vergi renklerini, geleneklerini, havasını yaşattığı kadar, de­ğişecek, nitekim değişmiş dış çevreler, dekor­lar ortasında, ölümsüz bir insan karakterini de veriyordu. Sevilen, Cumhuriyet Halk Par­tisi’nin 1942 roman ve hikâye mükâfatında üçüncülük kazanan eser, 1943’te ikinci bas­kısını yaptı. Kitapçılarda hiç kalmamış kitabın üçüncü baskısı da bugünlerde çıktı.

Almancaya tam olarak çevrilen yeni ro­manımız “ Fahim Bey ve Biz” dir. Varlık okuyucularının, Türk edebiyatı hakkında gö­rüşlerini (bk. Varlık, Temmuz 1952), devrim Türkiyesi üzerine sosyal bir inceleme, “Avru­palılaşma yolunda Türkiye” isimli eserini (Die Türkei aur dem Weg nach Europa; ki­tabı tanıtan yazı, Varlık, Nisan 1953) bildik­leri Dr. Friedrich von Rummel’in çevirdiği “ Fahim Bey ve Biz’’ Felemenk başkentinde, Lahey’de basıldı: Abdülhak Şinasi Hisar, Un­ser guter Fahin Bey, Eine Lebensgeschichte, Berechtigte Übertragung aus dem Türkischen von Friedrich von Rummel, Mouton & Co. Den Haag 1954, 175 sayfa).

Fahim Bey’e karşı sevgi ve hayranlığını Varlık’ta çıkan konuşmasında (Temmuz 952): “Abdülhak Şinasi Hisar, ‘Fahim Bey ve Biz’ ile biz Avrupalılara mühim bir ders vermek­tedir. Garp dünyası, dış terakkisiyle ölçüsüz­ce övünerek boş faaliyetlere, mânâsız muvaffakiyetlere tapmıya düşkündür, insanların asıl kıymetlerinin şahsi hislerinde, rüya ve ha­yallerinde saklı olduğunu Fahim bey, bize ha­tırlattı.” cümleleriyle belirtmiş ve “Garbın Don Kişot’u ve Rusların Oblomov’u yanında yer alan şarkın bu hayalperesti Fahim Bey tercümesini o günün iktisadi buhranı karşı­sında daha bastıramadığını” söylemişti. Dr. von Rummel, güzel, dikkatli çevirisini Felemenkte bastırmak imkânını bulmakla şimdi bu isteğini gerçekleştirmiş oluyor.

Fahim Bey’in Almancasının birkaç bakım­dan mükemmel, tam olduğunu belirtebiliriz. Bir kere von Rummel titiz bir çevirici; Ömer Seyfettin – Sait Faik arası hikâye ve romancılarımızı incelediği kadar daha sonraki şair ve yazarlarımızı da takibeden bir sanatsever. Sonra “Fahim Bey ve Biz” in Almancası ayrı bir mutluluğa erişmiş, ya­tır. Eserin yayınlanmak üzere olan İngilizcesi de, Türkçede gecikmiş üçüncü baskı ile bu Al­manca çeviriye dayanıyor. Çevirisine eklediği “son söz” de F. Von Rummel, kitap ve yazarı üzerine bilgi verir. Her şeyden önce romanın değerlendirilişi yö­nünden önemli olan bu tanıtma bölümünü kı­saltmadan çeviriyorum:

“Fahim Bey ve Biz”, 1941’de İstanbul’da yayınlandı; Türkiye’nin günümüz edebiyat ürünleri arasında orijinal bir eser olarak dik­kati çekti. Alışılmış mânada ne bir novel, ne de bir roman olan Fahim Bey, dış vakası az bir “hayat hikâyesi” dir; eserde garip tabiat­lı, sempatik kahraman Fahim Bey’in içinden geçen ruh olayları bile, çevresinde yarattığı reaksiyonlar, yansımalar halinde verilir. Ki­tabın sanat değeri, asıl, akıl ermez bir insan olan Fahim Bey hakkında hüküm veren çe­şitli anlayışlara sahip kimselerin birbirine aykırı, kullanılışları kesin, ince ve sakin bir humourla karışık görüş ve kanaatlerinin karşılaştırılmasındadır. Yazar neticede, künhüne erilemez bir muamma olarak hayata — bil­hassa iç hayata — bakar ve bizim hüküm verme, anlama kudretimizin, derin temellere dayanan psikolojik tenkidine varır. Fahim Bey hayata yenilmiştir; bütün ta­savvurları boşa çıkmış, yükselen hayat eğri­si, humorla tasvir edilen başlangıçlardan son­ra, menfaatlerini kollamayı bilmeyişi, gerçek duygusuna bağlanmayışı neticesi, diplomatla­rın büyük dünyasında çabucak aşağı doğru kıvrılıvermiştir. Haksızlıkları tamir, aksama­larla mücadele etmek için — bu noktada ye­terince faal değil Fahim Bey — birçok ba­kımlardan benzediği gezgin şövalyeler gibi yollara düşmemekle beraber o, sonunda er geç başaracağına imanı asla sarsılmayan bir iyimserlik Don Kişot’udur. Bütün hezimetleri­ne rağmen bir galipten farksızdır Fahim Bey: Tasavvurlarını gerçekleştiren hayalinin yeşeren dünyasında yaşar daima. Kurmayı düşündüğü şirket işi suya düşünce, kiraladığı yazıhaneye kapanır, hayal müşterilerle haberleşme dosyaları, hayal kazançların defter­lerini tutar; siparişleri kayıt, yazdığı-aldığı mektupları tasnif eder; buhran zamanları için tedbirli olmak üzere hayalde ihtiyat ak­çeleri ayırmayı bile ihmal etmez. Bu “hayat yalanı” içinde Fahim Bey, tama­men mesuttur. Rus yazan Gonçarov’un “Oblomov”u gibi kendisini tekit ve tasdik husu­sunda dışarıya karşı aktif olmaya muhtaç de­ğildir. Çevre, Fahim Bey’in oyununda sadece ruhî kargaşalık belirtileri görür. Ama bize söyleyecekleri vardır Fahim Bey’in: Fahim Bey, hayatta dış başarıların ne derece boş, nafile olduklanır; fantastik bile olsa iç yüzle­rimizden ne kadar çok yıprandığımızı hatır­latır. Kendisinin bilhassa karşılaştığı hayat en­gellerini Fahim Bey, iç benliğine yaklaştır­maz hiç. F. Th. Vischer’in “Auch Einer”i gibi, bu engellere karşı isyan etmek şeklinde boşu­na bir denemeye de lüzum görmez bu yüzden. Chr. Andersen’deki o her şeyi gören, pek çok insana hayatta her şeyi berbat, saçma, eciş büçüş gösteren şeytan aynasının, onun kalbine, bir parçası olsun sokulamamıştır. Fahim Bey’e her yerde, her zaman rastla­nabilir. Üzerindeki şarklı örtü, onu sadece kendi atmosferinde anlamamızı kolaylaştır­maktan öteye geçemez. Ama bu arada, hül­yalı sessizlikleri ancak sayısız saatlerin, sakin bir kalp çarpışına benzeyen tiktaklarıyla bozulan, eski Türk konaklarının tasvirinde görüldüğü şekilde “içerlek” tasvirler gibi nadir kısımlar da bulunur kitapta.

Kitabın yazan Abdülhak Şinasi Hisar, 1888’de İstanbul’da doğdu; tanınmış edib Mahmud Celalettin’in oğludur. Ezcümle Pariste Ecole Libre des Sciences Politiques’de okudu, 1921’den sonra çeşitli yazılarıyla tanındı. İlk büyük eseri olan “Fahim Bey ve Biz’’ ile çağdaş Türk yazarlarının ön safında yer aldı. Bir başka eserinde “Boğaziçi Mehtapları”nın ve eski Türk hayatının şiirini duyurdu (Bu eser­den bazı parçalar E. von Rummel tarafından almancaya çevrilmiş, F. Babinger şerefine yayınlanan “Serta Monacensia” ya alınmıştır; Leiden 1952). Artık sapıtmış bir geçmiş za­man adamı, “Çamlıca’daki Eniştemiz”in kahramanıdır. Nispeten kısa bir novelinin (Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Leyhliği) ko­nusu; alafranga, kibar bir Türk’ün sonunda “Avrupanın yaldız, eğreti terbiyesi”nden bı­kıp sıyrılarak bir şeyh hayatı sürmesidir.

Eserinin yakın aralıklarla Almanca ve İn­gilizce yayınlanması dolayısıyla üstad Abdül­hak Şinasi Hisar’ı candan tebrik ederken, edebiyatımızın enteresan tiplerinden biri olan Fahim Bey’in dünyaya açılması gibi mutlu bir olayda himmetini esirgememiş Dr. von Rummel’in başarısını da kutlamak, bizim için en önce bir sanat borcudur.

Yazan: Behçet Necatigil

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s