Küçük Bir Antoloji

Geçen sayıdaki yazımda Güzel Yazılar adlı okul kitaplarından söz açmış, meseleye de, Akşam gazetesinin anketinde dokunulan bir konuyu ele alarak girişmiştim. Bilgi yanlışlarıyla dil yanlışlarından birkaç örnek gösterdiğim bu kitapların düzensizliklerine, söz verdiğim gibi, ilerideki yazılarımdan birinde tekrar döneceğim. Şimdilik, bu yazımda, Akşam gazetesinin anketine cevap veren yaşlıların üstad saydıkları sanatkârlardan birkaç örnek vermek istiyorum. Bu örnekler, adı geçen yaşlılarla Güzel Yazılar kitabını tertipleyen zat arasındaki zevk beraberliğini göstermesi bakımından, Güzel Yazılar kitabı ile de büsbütün ilgisiz sayılmaz. Ama ne yazık ki, hem Yaprak sayfalarının darlığı yüzünden, hem de Yaprak okuyucularının kafalarını bu türlü şaheserlerle doldurmaya hakkımız olmadığı için örnekleri fazla geniş tutamayacağım. Sözü uzatmadan örneklere geçeyim:

EŞBER'den: 
Sevdim seni cân-ü dilden işte
Olsan ne var Eşber'e enişte
HÂMİT

Bu beytin komikliğini bir yana bırakalım da, şöyle bir dili üzerinde duralım. Şair, kahramanını “Eşber’e enişte olsan ne var?” diye konuşturuyor. Türkçe’de “Eşber’e enişte olsan ne olur?” yahut “ne çıkar?” denebilir; ama “ne var?” denmez. Bu yanlışı şair niçin yapmış? Belki, büyük bir kalplilikle “vezin güçlüğünden” diyeceksiniz. Kabul edelim; edelim ya, Türkçeyi seven, onu doğru kullanmayı kimseye bağışlayamayan nesillerin, dili vezne feda edememelerini de biz hoş göremeyiz. Kaldı ki bu zatların şiirlerinde vezin bozuklukları da az değildir. Neyse, geçelim. Dili bilmeyen gene gençler olsun. Başka bir örnek alalım:

MAKBER'den: 
Ya rab, bu gece yılan mı yuttum? 
Şeytan mı yedim, peri mi tuttum?
..........
Vahşi gibi eylerim tebelbül,
Yıldızlara karşı tıpkı bülbül.
..........
Ya kahve ya çay içerdik erken,
Kalkıp piyano çalardı derken;
HÂMİT

Okuyucularımızın dudaklarında beliren tebessümün dağılmaması için fazla izaha kalkışmayalım. Dil yanlışları ya vezin güçlüğünden gelmektedir, ya kafiye. Ama şairlikleri kendi cevherlerinden geliyor. Geçelim başka şairlere:

DON JUAN adlı şiirden:
Ey benim münhezim fütâdelerim,
Sevdiniz hep sevilmeden beni siz;
Yanmak isterdi göğsünüzde serim; 
Ateşimden kül oldu âteşiniz.

AĞLASAM adlı şiirden: 
Çöksem diz üstü karşına hürmetle ağlasam 
Öpsem dü pây-ı sâfını lezzetle ağlasam
CENAP ŞAHABETTİN

BİZ NASIL ŞİİR İSTERİZ'den (Türk Sazı)
Bir kitap ki ya bir yetim bekçisini çaldırtır,
Ya bir çiftçi çocuğunu ıssız dağa kaldırtır. 

HAKKANİYET'den (Türk Sazı)
Demişler ki: "Kahramanlık diğer, fakat hakkaniyet yaşartır."
Hakkaniyet: Evet buna, yüreklerde herşeyden çok yer vardır;
İnsan oğlu istiyor ki kendisinin bu öz hakkı verilsin;
Doğduğu gün hayatına adanılan saadete erilsin.
MEHMET EMİN

RİCA adlı şiirden (Gönülden Sesler)
-Sevgili "M. F."ye 

Hâlâ sihirliyim o ayrılıştan,
Hâlimi düşünüp acı biraz da!
Nasibim dert oldu bütün bir kıştan,
Vefasız, böyle mi geçsiz bu yaz da?

GÖNLÜMLE KESEM'den (Gönülden Sesler)
Gönlüm diyor: Şampanya iş,
Daha süreklidir keyfi. 
Kesem diyor: Müskirat hiç
Sana yaramıyor, Seyfi! 
ORHAN SEYFİ

Biraz da nesirlerine göz atalım. Bakın ne cici, ne alafıranga!

TEFEKKÜR'den:
-Babacığım işte ben yine geldim...
-Vay yavrucuğum, geldin mi? Bana ne getirdin bakayım?
-Mandarin getirdim size... Soyunuz da yiyiniz.
-Peki oğlucuğum... Teşekkür ederim... Bakayım ellerine... Ne kadar üşümüş!
-Karla oynadım da ondan... Bilir misin sen... O!... Kuşlara bak baba!... Nasıl oynuyorlar!... Niçin oynarlar bunlar?..
............................
-Nejat!
-Ay korktum... Pek hızlı çağırdınız da... Ne var babacağım?
-Şimdiki vaktinin kıymetini bil!.. Anladın mı oğlum?..
-Nasıl bileyim... Ben daha çocuğum...
-Evet... Hakkın var oğlum: Sen anı bilsen böyle mesut olur muydun?... Sen bu saadetin kadrini o zaman idrâk edeceksin ki o senin elinden çıkmış olacak... Bu mevsim-i saadetin ne mübarek bir mevsim olduğunu o geçip gittikten sonra fevtine şu suretle mersiyehân olduğun vakit düşüneceksin. 
...........................
Keşfedersen kırda bir nazik çiçek,
Havz içinde yâ ki bir yavru semek, 
...........................
-Senin de resimli kitabın yok mu ya?.. Sen de onu okursun... 
-Okurum ama şimdi o kitap burada değil ki...
-Sonra oku...
-Öyle ise bari bir parça piyano çalayım....
...........................
-Baba!... Sen bunu (Chanson)u bilmez misin? Benim küçük muzikamın şansonu... Ben öğrendim de piyanoda çalıyorum.
-Öyle mi yavrum?... Çal eğlen iki gözüm
RECAİ ZADE EKREM

Örnekleri çoğaltmak isterdim. Ama yukarda da söylediğim gibi, yerimizin darlığı buna imkan bırakmıyor. Burada, ancak, birkaç şairden birkaç parça alabildim. Oysa ki daha başka ne sanatkârlarımız var! Celal Sahirlerimiz, Tahsin Nahitlerimiz, Süleyman Nesiplerimiz, Faik Âlilerimiz, Hüseyin Siretlerimiz ilh…

Her bir de yukarda okuduğunuz parçalar gibi yazılarla ne ciltler doldurmuşlar! Onlardan, zaman zaman, gene bahsedeniz. Yalnız, şimdilik, kendilerinden sonrakilerin yazılarını görmediklerini böbürlenerek söyleyen yaşlılara – bir başka deyimle, dünyaya otuz yıl önce gözlerini kapamış zavallılara, pek eski bir şaire ait olan şu beyti okuyarak, yazımıza son verelim:

Kudemânın görüp âsârını biz zevk ettik
Kudemâ görmedi hayfa bizim âsârımızı.

Orhan Veli Kanık’ın bu yazısı, Yaprak Fikir, Sanat Gazetesi’nin 15 Kasım 1949 tarihli 14. sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s