Londra Stüdyolarında Abdülhamid

Londra’nın Wardour St. diye bir sokağı vardır. Bu sokak, bütün film acentalarının yazıhaneleriyle, film malzemesi ve çeşit çeşit sinema alma makineleri satan mağazaların bulunduğu bir yerdir. Bu sokakta bir de Film House var ki, benim stüdyosunu gezdiğim “British International Film” şirketinin yazıhaneleri ile Universal Film şirketini ve birkaç film şirketi de bu binada bulunuyor. Londra’ya geldiğimin ertesi günü, hemen bu film evine gittim. İstanbul sinemacılarının hiç de yabancısı olmayan şirketin harici satış müdür Mösyö Felix, beni çok iyi karşıladı. Stüdyoları, filmleri hakkında bana birçok malumat verdi. Vakit epey gecikmişti, pencereden bulutlar arasında batan güneşi gösterdim ve “Ne güzel,” diye söyledim. Mösyö Felix “Bunların en iyisini ben, Pera Palas Oteli’nin üst katındaki odamda gördüm. Haliç’e doğru akşam üzeri batan güneşi öyle bir zevkle seyrederdim ki… Sizin memleketinizin güzelliğin emsali yoktur” dedi. Biraz da İstanbul sinemacılarını ve sinemalarını sordu.

Bugün stüdyoları gezmek için randevu vermiştim, erkenden yazıhaneye gittim. Mösyö Felix, muavini Mösyö Weight’i yanıma verdi; beraberce şehrin merkezinde bulunan Parklane otobüs istasyonuna geldik. Burada Green line denen ve şehirden uzak yerlere işleyen otobüslere bindik; şehirden tam bir saat mesafede Elstree denilen bir köyde bulunan stüdyoya geldik. Bu köy vaktiyle 11 evlik bir köyken, şimdi bizim Bakırköy büyüklüğündedir. Buradaki stüdyonun vaziyeti de Avrupa’nın en büyük stüdyoları derecesindedir. Stüdyoda ayrı ayrı 3 yerde film çevriliyordu. Birisi Abdulhamid the Damned (Menfur Abdülhamid) demekmiş. Bu film birkaç ay evvel bitmiş. Şimdi harice göndermek üzere birçok kopyalarını yapıyorlar. Film bir zamandan beri Londra’da gösteriliyor. Birçok memleketlere de gönderilmiş. Bu film 80.000 İngiliz lirasına mal olmuş; harici sahneleri İstanbul ve Balkanlarda alınmıştır. Dahili dekorlarda eski saray adetleri canlandırılmıştır. Eskiden Yıldız Sarayı’nda çalışmış, saray adetlerini bilen bir Türk, bu filmde saray sahnelerini bizzat göstermiş. Filmde Fritz Kortner Abdülhamid rolünü, ve Nils Asther zaptiye nazırı rolünü çevirmişlerdir. Söylediklerine bakılırsa Nils Asther bu filmde olduğu kadar hiçbir filmde muvaffak olmamıştır. Kadınlardan Adrieens Ames başlıca mühür rolü olmamış; rejisörlüğü de Karl Gruene yapmıştır.

Filmin mevzuu kısaca şudur: Bir genç Türk mülazım saltanatı yıkıyor ve bir yeni Türkiye hükümeti kuruyor. Tabii bu arada Abdülhamid’in fenalıkları, cinayetleri ve bir takım saray entrikaları canlandırılmıştı. Fakat mevzu, ne tarihe ne de hakikatlere hiç uymayan bir sürü vakalara istinat etmektedir. Saray adetleri diye gösterilen birçok merasim ve sahneler, Türklüğü tezyif ve tahkir için kasten tasnif edilmiştir. Abdülhamid’in istibdat ve ihanetlerini, entrikalarını canlandıracak o kadar mühim hakiki vakalar varken seçilenler pek manasız ve gülünç şeylerdir. Saray dedikoduları olarak gösterilen parçalar da Orta Çağ Avrupa saraylarında dönen ve birçok kitablara, tiyatrolara mevzu teşkil etmiş bulunan hadiselerin, kabataslak birer taklidinden başka bir şey değildir. Sözün kısası, bu film yalnız Abdülhamid’in adından istifade ederek büyük menfaatler temini gayesiyle çevrilmiş; baştan sona uydurma ve memleketimiz hakkında muzır bir propaganda kaynağı olan çirkin bir filmdir.

Gördüğüm ikinci film “La vie de Bohéme”dir. Rejisör Paul Stein’ın çevirdiği bu filmde 3 operatör çalışıyordu. 25 metre yüksekliğinde, 50 metre genişliğinde ve 100 metre uzunluğunda kurulmuş bir Venedik dekorunda çalışıyorlardı. Bu filmi Douglas Ferbanks’ın oğlu ile Kerturod (kadın aktris) oynuyorlar. Büyük dekorun bir kısmı çevriliyor, diğer köşesinde dekorcular dekor kuruyorlar. 300 kişilik figüran kafilesinden kimisi iskambil oynuyor, kimisi kahve içiyor. Bu stüdyoların içi bambaşka bir alem! Birdenbire bizim polis düdükleri gibi bir düdük öttü. Herkes o anda sustu, film çevrilmeye başlandı. Her sahne asgari dört defa çeviriliyor; bir aralık rejisör beni Douglas’ın oğluyla tanıştırdı.

Üçüncü film de rejisör Arthur Waads’ın çevirdiği Drake namındaki filmdir. Bu film meşhur İngiliz Amiralı kaptan Drake’in hayatını tasvir eden tarihi bir filmdir. Kraliçe Elizabeth’in sarayında geçen bir sahneyi çeviriyorlardı. Kardinal rolünde oynayan maruf bir aktördü. Söylediği sözler, galiba pek zor olacak ki, bir türlü heceleyemiyordu. Bizim büyük Behzad hatırıma geldi. Behzadın unutkanlığı ve uydurmaları vardır. İnsan güler Bahzadın bu hoş hallerine! Halbuki İngilizinkine kızıyorlardı. Film çevrilirken oyuncular arasında ufak teker münakaşalar hiç eksik değil. Mesela büyük kadın artist biraz geç geliyor, rejisör kızıyor: “Her zaman bizi böyle bekletiyorsunuz!”

Artist: Ben hazırım, sizi bekliyorum.”

Fırtına geçiyor, derhal dost oluyorlar ve hemen film çevriliyor.

Gezdiğim bu stüdyodan başka İngiltere’nin diğer büyük stüdyoları: Gaumont British International, British Dominyons, London Film, Bufıst Lion, Irvie Henhan Production.”

Bundan başka İngilizlerin daha birkaç küçük stüdyoları vardır. Bütün stüdyolarda bir senede 80 ile 100 film çevrilmektedir. Büyük Britanya’da bugün 3300 sinema muntazaman çalışmaktadır.

Fahir imzalı bu yazı Yarım Ay mecmuasının 15 Temmuz 1935 tarihli 11. sayısında yayımlanmıştır. Dönemin imlası ve yabancı dildeki isimleri duydukları gibi yazıya geçirmeleri sebebiyle İngilizce bazı isimler muharririn yazdığı şekliyle muhafaza edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s