Karantina Günlükleri #1

“Önümüzdeki yıllarda 10 milyondan fazla insanın ölümüne neden olabilecek bir şey ortaya çıkarsa bu bir savaştan çok daha hızlı yayılabilen bir virüs olur” görüşünü dile getiren Bill Gates, “Bir sonraki salgın için hazır değiliz” başlıklı TED konuşmasında şöyle devam etmişti: “Salgın hastalıkları durdurabilecek bir sisteme çok az yatırım yaptık. Hazırlanmanın başarısızlığı bir sonraki salgının Ebola’dan daha tahrip edici olmasına çarpıcı bir şekilde olanak sağlayacaktır.” Bugün tam da Bill Gates’in 2015’de dile getirdiği durumun ortasındayız. An itibariyle dünya çapındaki vaka sayısı 700.000’i, ölü sayısı ise 30.000’i geçmiş vaziyette. Salgınla ilgili beklentiler bu sayıların önümüzdeki günlerde katlanarak devam edeceği yönünde. İyi haber ise iyileşenlerin sayısı da 150.000’i geçmiş bulunuyor.

Lakin gündem öyle bir hal aldı ki, kendimi Asaf Halet Çelebi’nin Harput’undan mısralar mırıldanırken buldum: “Görmek istemiyorum — gözümden ye beni — duymak istemiyorum — kulağımdan ye beni — düşünmek istemiyorum — kafamdan beni yût — harpût.” Bu satırlar hissettiğim kaygıyı olduğu gibi en yalın hâliyle anlatıyordu. Claudio Magris, Bir Kılıç Üzerine Çıkarsamalar‘da şu sözleri söylerken çok haklıydı: “Ağacın varlığından söz edilmez, ağaç veya dağ veya nehir, adları söylenir, onlara bakılır, dokunulur, onlarla yaşanır” (s.9). En nihayetinde, günler, hatta haftalar süren karantinanın sükunetinden bir şeyler kıpırdamaya başladı. Karantinadan dolayı günlerin uzun ve yavaş geçeceğini düşünmüştüm. Fakat düşündüğüm gibi olmadı. Zamanın tatsızlığını bütün benliğimle hissetmek şöyle dursun, yapmayı planladığım işlere bile yetişemediğimi fark ettim. Her halükarda, yeni korona virüsü (Covid-19) salgının Türkiye’de hayati ve ciddi bir hal aldığı bu zamanlarda, şahsi deneyimlerimi ve hislerimi yazıya dökmenin faydalı olacağında karar kıldım. Bu inançla, yorgunluğumdan ve içinde bulunduğum haletiruhiyeden bir nebze olsun sıyrılmak için yazmaya başladım. Bu hiç de kolay değildi. Zira her ne kadar kendime odaklanmaya çalışsam da kendimi gündemi takip etmekten alıkoyamıyordum. İçeride ve dışarıda olup bitenleri görmek, belki de olup biten üstünde tuhaf bir hakimiyet duygusu kazanmak istiyordum. Bu yüzden kendimi suçlamıyor, kötü hissetmiyorum. Çünkü “…insan uzakları göremeyince ve çoğul olarak düşünemeyince, Havari Tomas gibi belirli bir varlığın olduğuna inanmak için onu görme ve ona dokunma ihtiyacı hissedince, hiç görmeyeceğimiz, ama bizim gibi veya elimizi uzattığımız kadar gerçek olan, kanlı canlı başka varlıkların var olduğunu gerçek anlamda hayal edemeyince, iyi kalpli olsa bile acımasız olur” (s.53) diyen Magris’e canlı gönülden katılıyorum.

Geçtiğimiz günlerde Vatikan’da, Aziz Petrus Meydanı’nda düzenlenen “Urbi et Orbi” (Kente ve Dünyaya) ayinini izledim. Boş meydanda yalnız başına duran Papa Francis, dünyayı derinden sarsan salgını bir ‘kasırga’ya benzetti ve duasında, tüm insanlığın “bedenlerine sağlık, kalplerine rahatlık” diledi. Duasını dinlerken sokaklara, meydana ve İtalya’ya hakim olan karanlığı, gömüldüğümüz sessizliği ve endişeyi düşündüm. Normalde, ayinlerde, binlerce kişinin doldurduğu sadece İtalya’dan değil dünyadan gelenlerin de hazır bulunduğu meydanda Papa’dan ve birkaç görevliden başka kimse yoktu. Oturduğum mahallenin sokaklarının, meydanın da İtalya’nın sokaklarından ve meydanlarından pek farkı kalmadı. Bu sokaklar bana şu soruları sorduruyor: “Hayatta kalmaktan başka bir değerimiz olmalı mı? Var mı? Var mıydı?”

Bir aşının geliştirilmesinin en az bir yılı bulabileceği söyleniyor. Bir aşı bulunana kadar vakaları tespit edilmesi için test yapılması, hastalarla temas halinde olan kişilerin izlenmesi, sağlık durumlarının kontrol altında tutulması, kısmi ve genel karantinaların uygulanması dışında yapabileceğimiz bir şey yok. Hemen hemen her ülke, benzer politikaları tercih ediyor. Testler yapılıyor, vakaların takibi sağlanıyor, sağlık sistemleri kısmi veya genel karantina politikaları ile ayakta tutulmaya çalışılıyor. Türkiye’de de bu doğrultu da önlemler alındı. Bu süre boyunca her akşam salgının yayılmasıyla ilgili en güncel veriler Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından Twitter üzerinden paylaşılıyor. Her akşam kaç kişinin daha salgına yakalandığını, kaç kişinin vefat ettiğini, doğruluğundan ve şeffaflığından şüphe duyarak takip ediyoruz. Hangi ilde kaç vakanın olduğunu, hayatını kaybeden vatandaşlara dair önemli detayları bilmiyoruz.

Bu süreçte toplumsal hayat da tamamıyla değişti. Önce insanlara hijyen ve sosyal mesafe konusunda uyarılar yapılırken salgının yayılmasıyla yeni önlemlere başvuruldu. Salgının sebep olacağı ekonomik zararı sarmaya yönelik bir program açıklandı. Restoran, cafe, bar, gece kulübü gibi mekanların faaliyetleri geçici olarak durduruldu. Ligler ertelenirken, konser ve toplantı gibi birçok etkinlik de iptal edildi. 65 yaş üstü vatandaşlara sokağa çıkma yasağı getirildi. Ayrıca yurtdışından gelenlerden ilk etapta 14 gün kendilerini tecrit etmeleri istenirken, daha sonra virüsün tespit edildiği yerlerdem gelenler öğrenci yurtlarında karantina altına alınmaya başlandı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, yeni koronavirüs tehlikesi ortadan kalkıncaya kadar cami ve mescitlerde cemaatle namazlara ara verildiğini açıkladı. Şehirler arası seyahat valilik iznine bağlandı. Kamuda olduğu gibi özel sektörde de minimum personelle esnek çalışma sistemine geçildi. Toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzenine geçildi. Piknik alanları, ormanlar, ören yerleri gibi alanlar halkın kullanımına kapatıldı. Yurt dışı uçuşlar tamamen sonlandırıldı. Tüm illerimizde valilerimizin başkanlığında pandemi kurulu oluşturularak alınan tedbirlerin takibi yapılacağı, gerektiğinde o şehre mahsus ilave tedbirlerin bu kuruldan kararlaştırılacağı açıklandı. İç İşleri Bakanlığı zaman zaman yeni düzenlemeleri açıklamaya devam ediyor. Bazıları bu politikaları yeterli bulurken, bazı vatandaşlar daha sert politikaların gerekli olduğunu düşünüyor. Bense sosyal bilimcilerin içinde bulunduğumuz süreçte, dünyanın onlara olan ihtiyacını sorgulamaksızın yazdıkları, küreselleşmeden serbest ticaret eleştirisine kadar uzana yazılarından arta kalan vaktimi, medyanın ve hükümet yetkililerin yönetmekte başarısız olduğu panik ortamından kendimi korumaya çalışarak geçiriyorum. Fakat benim de aklımda, henüz cevap bulamadığım sorular var.

Pandemiye hazırlıksız yakalanan hükümetlerce öneminin altı ısrarla çizilen sosyal izolasyon politikalarının ne kadar süreceği de belirsizliğini koruyor. Tam anlamıyla özgün, cesur ve yeni bir politika da görünür de yok. Öte yandan, dünyanın pek çok yerinde milyonlarca, belki sayıları milyara ulaşan bir grup insan hayatını devam ettirebilmek için çalışmak zorunda. Açlık sınırında hayata tutanmaya çalışan bu insanlara ne olacağını, dahası salgının verdiği ekonomik zararlardan nasıl etkileneceğini henüz görmedik. Bütün beklentiler, sosyal izolasyonun salgının yayılım hızını azaltması ve bu esnada bir ilacın ya da aşının bulunması yönünde. Dahası gelişmiş ülkelerde bile görülmemiş büyüklüklerdeki dev kurtarma paketlerine borsa olumlu tepkiler vermiyor. Bütün bunlar milyonlarca öfkeli insanı neye itecek, bilmiyoruz. Ben bu yazıyı bile yazarken vaka sayısı artıyor, insanlar izinsiz izne çıkarılmaktan şikayet ediyor. Süreç bu şekilde ilerlerse “evde kal” kampanyaları daha ne kadar sürdürülebilir? Bu kampanyalar bir hayal kırıklığına sebep olacak mı? Akıllarda yarattığı tahribatla mı kalacak? Ekonomik sorunların yarattığı öfkenin ve çaresizliğin yaratacığı tepkiler ne gibi başka sorunları doğuracak? Titanik’in bir daha battığını ve yine yeterli filikanın olmadığını düşünelim. Sonuç ne olurdu?

Bir kısır döngü içindeyiz gibi hissediyorum. Kolektif bir panik hali içinde sadece istatistikleri takip ederek günü geçiriyor, salgının bir şekilde durdurulmasını bekliyoruz. Umarım bütün bu panik halinin sonunda tüm hareketi kısıtlamak, hayatı askıya almak, verilmiş en doğru karar olur. Şimdilik, hepimizin farklı şartlarda tanık olduğumuz bu salgın, bana artık tamamıyla emin olduğum bir gerçeği, insanın bir adım geri çekilişiyle nefes alan dünyanın daha şiirsel olduğunu hatırlattı. Ama daha şefkatli ve daha güzel mi? Bunu yine zaman gösterecek.

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s