Suyu Arayan Adam’ın Hapishaneleri: Bir Arayışın Hikayesi

“…insan dediğin bu yeryüzünde rüzgâr gibi gelip geçen şey…’’ — Nazım Hikmet’in Piraye’ye yazdığı mektuptan.

“Çocukluğuma ait ilk hatıram bir yangındır” (s.9). Zihnini bir yangınla dünyaya açan Şevket Süreyya Aydemir, bu anlatısında yanan yalnızca kentler, evler ve insanlar değil tüm Osmanlı coğrafyası, tüm Osmanlı Devleti, yani bir ömrüm hikayesi içinde bir çağın tarihini anlatır. Bu yangının ardından Osmanlı’nın ömrünü tükettiği yerde, Şevket Süreyya Aydemir’in de bir parçası olduğu küçük burjuva kendine, kendi kaderine ve kendi ulusuna sarılacak, bütün bu süreç Aydemir’in kalemiyle bir arayışın hikâyesine dönüşecektir. Kendini ararken, vatanı içinde güzel yarınları elde etmenin yolunu arayacaktır. Aydemir’in Suyu Arayan Adam’ı, “Turan” ülküsüyle Azerbaycan’a giden bir öğretmenin “Bolşevik” olarak Türkiye’ye dönüşünü, 10 yıl hapse mahkum olup, 1926’nın Cumhuriyet Bayramı’nda affedilişini, hayatının bundan sonraki bölümünü, “Kemalizm” ilkelerine adayan bir insanın hayat hikayesidir. Belki de bu yüzden yer yer sanki bir roman karakterinin sesini duyar, bir roman karakterinin hikâyesini takip ediyormuş hissine kapılırız. Mücadeleler, savaşlar, felaketler ve iç muhasebeler ile geçen hayatı, bir fikir ve mücadele adamına yakışan bir hayattır. Hayat budur. Varlık ve yokluk… Suyu Arayan Adam, ulusal kültürün canlı, içli bir belgesi olarak edebiyatımızda yerini kolayca bulmuştur.

Samimiyeti en çok duyduğumuz yer olan hapishane anlatıları ise bu büyük anlatının özünü içinde muhafaza etmektedir. Bilhassa hapishane anıları üzerinden suyu arayan adamın izi sürülebilir. Çünkü onun için cezaevi, sadece suçlu insanların tutulduğu bir yer değildir. Cezaevleri haklarında şöyler der: “Memleketin ve toplumun nabzı, biraz da cezaevlerinde atar. Bu atışları dinlemeyi ve değerlendirmeyi bilen, aydın insan içindir ki, cezaevi, bir üniversite olabilir” (s.387). Aydemir için cezaevleri bir mektep, belki de bir yaşam biçimidir. Düşünülenin aksine hayatın bittiği, öldüğü veya donup kaldığı bir yer değildir. Çünkü Aydemir’e göre “Hüküm gecelerinden önce biz, kendimize döneriz. İç âlemimizde karşılaştığımız benliğimiz, artık, bildiğimiz, daha doğrusu, zannettiğimiz benliğimiz değildir” (s.365). Aydemir, Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstiklâl Mahkemesi’nde 10 yıl hapis cezasına çarptırılır. 1.5 yıl Afyon cezaevinde yattıktan sonra, Cumhuriyet’in üçüncü yıldönümü olan 1926 yılının 29 Ekim’inde aftan yararlanarak ceza evinden çıkar. Benzer bir şekilde Afyon cezaevinde kendisiyle hesaplaşır: “Bu çileye ne kadar muhtaçtım. Kanunlar ve cezalarla değil, kendi ölçülerimle kendim hesaplaşmam lazımdı. Her geçen gün içimde bir şeylerin boşaldığını ve içime bir şeylerin dolduğunu duyuyordum” (s.405–406). Aydemir, felaketin içinden bir mektep, bir hayat tahlili imkânı yaratmıştır. Bu yüzden hayatın tüm şartlarını cezaevinin duvarları arasında daha iyi değerlendirebildiğini düşünür. “İnişleri, yokuşları, geçitleri ve dönemeçleriyle garp bir yaşantı… Bazen sükûn, bazen tehlike anları içinde uzanıp giden garip bir yol. Ümitleri, aşkları, bazen hiçlikten ibaret bir hikâye” (s.487) bizi içine çeker. Hapisten çıktıktan sonra Ankara sokaklarında ayakları onu havaya atılan fişekleri izlemeye sürükler. Küçük bir parkın kenarında oturup göğe ateşlenen fişekleri seyrederken bu fişeklerin talihiyle insanların kaderi arasında bir benzerlik kurar. Çünkü bazı fişekler semaya varırken bazıları ateşlendiği yerde söner, kenara atılır. Görürüz ki, Aydemir, kendini arama yolundan bir an olsun dönmeyerek semaya varan fişeklerden olmayı başarır. Baş koyduğu yol, yolculuk onu semaya, kendine ulaştırmıştır.

Kadro çalışıyor (soldan sağa): Şevki Yazman, Burhan Belge, Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İsmail Husrev Tökin, Vedat Nedim Tör.

Yaşadığı uzun serüveni yazar, kitabın sonunda şöyle değerlendirir: “…ben şimdi başımı çevirip arkama baktığım zaman, bütün bunlar bir arada ve hepsi birden, bana her halkası ayrı ayrı yaşanmaya değer bir ömrün derin hazzını veriyor. Son hükmüm şudur; Eğer yeniden dünyaya gelseydim, gene kendi hayatımı yaşardım.” (s.487). Bir yangınla başlayan hikâyesi serin bir su başının yanında son bulur. “Ağaçların gölgelediği, çiçeklerin açtığı, kuşların ötüştüğü bir su başında” (s.487). Kitabını şu şekilde, Epiktetos’a hak vererek bitir:

“Epiktetos haklı:

‘Allah’ın bize verdiği en büyük nimet, malik olduğumuz halde, malik olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmak kudretidir.’

Ve gene onun dediği gibi:

‘Huzurun bir pahası var’ (s.488).

Ne kadarı kurgu, ne kadar gerçek hiçbir zaman bilinemeyecek bir metin de olsa, şüphesiz ki bu satırlar hayatını “dolu dolu” yaşamış bir adamın satırlarıdır. Aydemir, yaşadıklarına, yani tüm olup bitene serinkanlılıkla bakarak hayatını ölçüp tartmış, kendinle yüzleşmekten kaçmamıştır. Hikâyesini değerli kılan da belki bu yüzleşmedir. Otobiyografi, anı ve hatta günlük olsun, tüm anı türündeki eserler kendilerine has sorunları ve şüpheleri beraberinde getirseler de Suyu Arayan Adam, bilhassa erken Cumhuriyet dönemini daha iyi anlamak, bir adamın arayış hikâyesi içinde bir milletin ve devletin arayış hikâyesine şahit olmak için mutlaka okunması gereken eserlerden biridir diyebilirim. Zira O, vaktini doldurmuş bir imparatorluktan cumhuriyete geçiş döneminin bütün maddi ve manevi çilesini çekmiş olan bir eylem adamıdır. Çeşitli roman, deneme ve araştırmalarıyla tanınan Şevket Süreyya Aydemir’in diğer başlıca yapıtları; İnkilap ve Kadro, Tek Adam (Mustafa Kemal biyografisi), Toprak Uyanırsa (Roman), İkinci Adam (İsmet İnönü’nün biyografisi), Adnan Menderes, Makedonya’dan Orta Asya’ya (Enver Paşa’nın biyografisi) ve İhtilallerin Mantığı’dır. Türkiye’de yetişmiş değerli ve o nisbette verimli yazarlardan biri olan Şevket Süreyya Aydemir’in ardında bıraktığı değerli eserler, şüphesiz ki adının ve hatırasının daima yaşamasına ve canlı tutulmasına vesile olacaktır.

Kaynak olarak kullanılan kitap: Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Kitabevi, 15. Basım, 2014.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s