Marriage Story (2019)

“Ve eyvah bana! Zira, bu ulvi rüyalardan çirkin hakikatler içinde uyanmış bulunuyorum. “- Ergenekon, Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Marriage Story, boşanmanın eşiğinde olan Nicole (Scarlet Johansson) ve Charlie’nin (Adam Driver) birbirleri hakkında sevdikleri yönleri anlatmasıyla başlıyor. Geçmişten anılarla süslenmiş bir bu sürecin sonunda Nicole ve Charlie’yi, evlilik terapistinin önünde hiçbir sorunu çözmeyi başaramamışken buluyoruz. Bu sahneden sonra filmin yönetmeni Noah Baumbach, Nicole ve Charlie’nin ilişkisini bir masaya yatırıp, bizi de yapmakta olduğu otopsinin bir parçası, ilişkinin üçüncü kişisi hâline getiriyor. Tıpkı bizim gibi karakterlere olan mesafesini başarıyla koruyan Baumbach, neden ilişkilerinin yürümediğini bizimle adım adım paylaşıyor. Nicole’ün kendi gerçekliğinden uzaklaşmış, yalnızlaşmış ve tükenmiş hâliyle, kendini değersiz ve ölü hissettiği yerden kalkıp bir zamanlar hayalini kurduğu hayatı elde etme arzusunu görüyoruz. Kendisinin de ifade ettiği gibi içinde bulunduğu durum “birine artık aşık olmamak kadar basit” değil. Charlie’nin süreci de bu kurguya paralel bir şekilde ilerliyor ve sonunda boşanma davası sürecinde hikâyeleri ortak bir yerde, mahkemede birleşiyor. Nicole ve Charlie mahkemede, avukatlarının onlara bahsettiği çirkin hakikatle karşılaşıyorlar. Bu süreçte çocukları Henry’nin hikâyesi, onun yaşadığı zorluklar da unutulmuyor. Henry’nin yaşadığı çelişkiler, eğitim hayatındaki sorunlar da anlatılıyor. Nicole ve Charlie, boşanma davalarının dilini öğrenirken Henry de annesinin ve babasının dilini öğrenmeye çalışıyor. Uzun lafın kısası, Marriage Story, karşındakinin derinliğini anlamak, kaprislerini hoş görmek ve bazı hırçınlıklarına, haksızlıklarına tahammül etmek üstüne sert bir hikâyeyi naif bir anlatımla kuruyor. 

Bu anlatım bana Abdülhak Şinasi Hisar’ın Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği romanından şu cümleleri hatırlatıyor: “Hepimiz gözlerimizle ancak etrafımızı, başkalarını görmeyi umarız. Nadiren hatırlarız ki, gözlerimizle asıl kendimizi göstermiş oluruz. Gözlerimiz bizim görmemize yaradığı kadar başkalarına da kendimizi göstermeye yarar.” Nicole de tıpkı biz onlara bakarken kendimizi gördüğümüz gibi Charlie’ye bakarken kendini daha iyi görür. Avukatına olan biteni anlatırken kendini şu şekilde ifade eder: “Fark ettim ki, aslında yaşama dönen ben değilmişim. Onun yaşam enerjisini beslemişim.”  

Marriage Story’de bize yabancı olmayan her şey var. Filmin büyülü çehresinde, çarpışan fikirleriyle, kin ve sevgileriyle bir çiftin hikâyesine tanık oluyoruz. Bu yüzden zaman zaman aralarında beliren tereddüt anları ve kavgalarıyla, Nicole ve Charlie’nin ilişkisini bozuk bir saat rakkasına benzetebiliriz. Buna bozuk saat rakkasının dansı da denilebilir. Zira filmin ustalıkla yazılmış ve sahnelere yerleştirilmiş olan diyaloglarının ritmi bir dansı andırıyor. Zaman zaman durgun sularda gezen diyaloglar, zaman zaman hırçınlaşan dalgalara dönüşüyor. Bu tuhaf dans, bazen de müzikale öykünüyor. Tıpkı Charlie’nin arkadaşlarıyla oturduğu Piano Bar’da, duygularını ifade etmekte zorlandığı bir an Company müzikalinden (Müzikal 14 Tony adalığı almış, adaylıklarının altısını kazanmıştır. Buna “En iyi Müzikal” ödülü de dahildir. Filmde söylenen diğer bir parça da yine aynı müzikalden “You Could Drive a Person Crazy” parçasıdır. Parçayı Nicole, annesi ve kız kardeşiyle birlikte oğlunun doğum günü partisinde söyler) “Being Alive” parçasını söylemeye başlaması gibi… Baumbach, Company müzikalinden seçtiği bu iki parçayla filmin anlatımına renk katıyor. Çünkü iki parça da Nicole ve Charlie arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Müzikalden ve şarkılardan bahsetmişken Randy Newman’ın hazırladığı soundtrackin tüm anlatıyı kucaklayışına da değinmem gerekiyor. Bu yüzden hazırladığı esere, “Bir peri masalı yaratma sanatı” desem abartmış olmam diye düşünüyorum. Çünkü Nicole ve Charlie’nin hikâyesi, hikâyesindeki tüm gülünç, acı ve hüzünlü detaylar sanki bir kez daha Randy Newman’ın dokunuşlarıyla hayat buluyor. 

Los Angeles’ın garip füsunu, her saat başka bir renge girişi, beğenilme arzusuyla kâh ipeklere, kâh tüllere bürünüşü Baumbach’ın filme dair zaferlerinden biri.  Zira, bu renk paletindeki ve anlatımdaki içliliği ve ruh hâlini önceki projelerinin hiçbirinde görmemiştim. Bu yüzden Baumbach’ın bu filmde başardığını, gönül rahatlığıyla bir bakır parçasının altın sikkeye çevrilişi olarak tanımlayabilirim. Marriage Story, anlatılacak yeni bir hikâye sunmasa da, sunuş tarzındaki tazeliği ve içtenliğiyle seyircisinin gönlünü fethetmeyi başarıyor. Baumbach, evliliği ve onun içinde barındığı ihtimallerden biri olan ayrılığı (boşanmayı), kendi düşünce ve duygu süzgecine alıyor, oradan geçirdikten sonra, karşımıza yılın en iyi oyunculuk performanslarını barındıran bir anlatım çıkartıyor. Göze çarpmayan hayatlardan doğan büyük bir anlatı! Noah Baumbach’ı bir mazi, bir hatıra yönetmeni görmemin sebeplerinden biri de budur. Çocukluk, gençlik, aşk, evlilik, hatta ayrılık onda devam eden bir hayatın parçasıdır. Küçüklüğüyle yüceliğiyle yaşamın bütün sarmalları filmde döner. Her gün demlenen ama hiç içilmeyen çaylar gibi küçük detaylardan büyük bir anlatıyı başarıyla kurmasının ardındaki sırrı budur: anılara verdiği değer ve onları anlatış biçimi… Bu yüzden evdeki eşyalar, duvarlardaki resimler, Los Angeles’ın büyülü varlığı, Henry’nin oyuncakları, renkler, küçük bakışlar, göz kaçırışlar, gülüşler, gözyaşları, hepsi birden vandal sinemanın bize unutturduğu, har vurup harman savurduğu insanlığımıza dair unuttuklarımızı hatırlatır. Böylece anlatı bize yaşamın zenginliğini yansıtır.

Filmin son dakikalarında Nicole’ün evlilik terapistinde okumayı reddettiği mektup Charlie tarafından bulunur ve okunur. Nicole tüm samimiyetiyle aralarında durumu şöyle ifade eder: “Ve onu daima seveceğim, artık anlamı kalmamış olsa bile.” Aralarındaki sorun belki de tamamen çözülmüştür. Jenerik akmaya başladığında farklı arabalarda da olsalar Nicole’ün de Charlie’nin de aynı yolda, aynı istikamette gittikleri görürüz. Tam olarak hatırlamasam da üç aşağı beş yukarı Behçet Necatigil’in şunları söylediğini hatırlıyorum: “İnsan, daha önce kalmasa bile, sonunda yalnız kalıyor. Yalnız kalan nedir, bunu saptamalı!” 

Sinemanın, filmin üstüne iddialı laflar söylemek ne kadar doğru bilmiyorum. Fakat benim için film bir sorun, bir durum üzerinde ölçülü konuşan, bittiğinde de izleyicinin düşünmesini bekleyen bir olgunluk, kıvamdır. Marriage Story’nin de bu çizgide durduğunu düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın, bu filmin kesin bir açıklama, bir bildiri olduğunu söylemiyorum. Zira film, yollara, yolculuklara açık, okumalara olanak veren bir serüvendir. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s